Psikologlar uzun süredir Doğu Asya'daki insanların ABD ve Avrupa'daki insanlardan ortalama olarak farklı düşündüğünü biliyor. Doğu kültürleri genellikle daha işbirlikçi ve sezgiselken, Batı kültürleri bireyciliğe ve analitik düşünmeye daha yatkın. Virginia Üniversitesi'nden Thomas Talhelm liderliğindeki bir çalışma, bu kültürel farklılıkların kökenlerinin yüzlerce yıl önce atalarımızın ektiği tahıllara dayanabileceğini öne sürüyor: "Pirinç Teorisi".
Teoriye göre, pirinç tarımı daha işbirlikçi ve birbirine bağlı kültürleri teşvik eder. Bunun nedeni, pirinç tarlalarının sulanması ve boşaltılması gibi işlemlerin komşularla işbirliği gerektirmesidir. Örneğin, tarlaları aynı anda su basıp boşaltmak zorunludur ve bireysel hareket etmek komşularla sorunlara yol açabilir. Ayrıca, sulama sistemlerinin inşası ve bakımı tüm köyün sorumluluğunda olduğundan, insanlar arasında koordinasyon ve işbirliğini zorunlu kılar. Bu durum, topluluk içinde dayanışmayı ve ortak çalışmayı pekiştirir.
Öte yandan, buğday, arpa ve mısır gibi tahılların tarımı genellikle sulama veya çok fazla işbirliği gerektirmez. Tek bir aile, başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan bir buğday tarlasını ekebilir, büyütebilir ve hasat edebilir. Bu nedenle, buğday tarımı daha fazla bireycilik, bağımsızlık ve yenilikçilik içeren kültürleri besler; burada özgüven ve yenilik ödüllendirilir. Talhelm ve ekibi, bu teoriyi kanıtlamak için hem buğday hem de pirinç tarımı yapılan Çin'i inceledi. Çin'in kuzeyindeki buğday eken bölgelerdeki öğrencilerin, güneydeki pirinç eken bölgelerdeki öğrencilere göre daha bireyci ve analitik düşündüğünü tespit ettiler, bu da teoriyi destekler nitelikteydi.
Tarihsel tarım uygulamalarının, bir toplumun işbirliği veya bireycilik gibi temel kültürel özelliklerini şekillendirmede derin bir etkisi vardır.