Koşu, günümüzün en popüler sporlarından biri olup, etkinlik biletlerinin saatler içinde tükenmesiyle büyük bir ilgi görmektedir. Ancak bu popüler sporun ardında, koşucuların hem fiziksel hem de zihinsel olarak karşılaştığı önemli zorluklar yatmaktadır. Bir maratonu veya patika yarışını tamamlamak, birçok kişi için ciddi bir yorgunluk kaynağı olabilir. Peki, koşu vücudumuz üzerinde tam olarak ne kadar yıpratıcı bir etkiye sahip ve bir amatör ya da profesyonel olmamız bu durumu değiştiriyor mu?
Profesyonel koşucular, belirli yarışlar öncesinde günde üç defaya kadar antrenman yaparak son derece yoğun bir yaşam sürerler. Kariyerleri genellikle beş ila altı yıl gibi kısa sürer ve bu süreçte vücutlarını sınırlarına kadar zorlarlar. Eliud Kipchoge gibi istisnai başarılar olsa da, sporun doğasında bulunan mekanik stres kaslar, tendonlar ve iskelet üzerinde büyük bir yük oluşturur. Kısa dinlenme süreleri ve yarışlar sırasında yaşanan sakatlıklar, fiziksel ve zihinsel yorgunluğun açık işaretleridir. Bu durumlar genellikle üst düzey sporcular için normal kabul edilse de, amatör koşucuların durumu da benzerlikler gösterebilir.
Dünya şampiyonları ile sıradan koşucular arasındaki fark ilk bakışta hız ve harcanan efor süresi gibi görünse de, yarış öncesi hazırlık, antrenman ve bireysel adanmışlık açısından önemli benzerlikler bulunur. Kendi rekorunu kırmak isteyen bir amatör de fiziksel ve zihinsel olarak %100'ünü verir. Örneğin, 2025 Paris Maratonu'na kayıtlı 56.950 kişiden 55.499'u yarışı tamamlamıştır. Bu kitlesel etkinlik, elit sporcular için olduğu kadar, profesyonel ve aile hayatlarıyla koşuyu bir arada yürütmeye çalışan diğer tüm katılımcılar için de aynı 42.195 km'lik mücadeleyi ifade eder. Seviye veya hıza bakılmaksızın, maraton hazırlığı genellikle on ila on iki hafta sürer ve "uzun koşular" gibi temel antrenman yükleri açısından benzerlikler taşır.
Koşunun fiziksel ve zihinsel zorluklarının profesyonel ve amatör koşucular arasında sanıldığından daha benzer olduğunu ortaya koyuyor.