Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya'nın Karapınar ilçesinde, çiftçiler dev obrukların tehdidi altında yaşıyor. Fatih Şık, evinin yakınında 50 metre genişliğinde ve 40 metre derinliğinde yeni bir obruk açıldığında büyük bir korku yaşadı. Babasından devraldığı çiftliğinde doğup büyüyen Şık, bilim insanlarının bölgenin artık yaşanabilir olmadığını söylediğini belirtiyor ve her gece evinin bir obruğa düşeceği korkusuyla dua ediyor. Yakınlardaki bir evin zaten bir obruğa çökmüş olması, bu korkuyu daha da artırıyor.
Bir zamanlar verimli olan ve Çatalhöyük gibi antik medeniyetlere ev sahipliği yapan Orta Anadolu'nun bir parçası olan Konya, artık kuraklıkla boğuşuyor. Ülkenin neredeyse %90'ı çölleşme riskiyle karşı karşıya. Bölgedeki tarım arazilerinde obruklar giderek artan bir hızla ortaya çıkıyor; uzmanlar şu anda yaklaşık 700 obruk bulunduğunu ve bunun çiftçiler için belirsizlik ve yıkım yarattığını belirtiyor. Konya Teknik Üniversitesi'nden jeoloji profesörü Fetullah Arık'a göre, sorunun temelinde azalan yağışlar ve azalan yeraltı suyu seviyeleri yatıyor. Su kıtlığı nedeniyle çiftçiler daha fazla ve daha derin kuyular kazarak yeraltı suyu rezervlerini daha da tüketiyor.
Konya, jeolojik olarak kireçtaşı ve diğer çözünür kayaçlar üzerinde yer aldığı için her zaman obruk oluşumuna yatkın olmuştur. Ancak son yıllarda yoğun tarım, sulama için aşırı yeraltı suyu çekimine yol açtı. Yeraltı su seviyeleri düştükçe, yeraltı boşlukları kendilerini destekleyen yapıyı kaybediyor. Arık, Konya'nın dünya genelinde en yüksek obruk yoğunluğuna sahip olduğunu ve son iki yılda durumun dramatik bir şekilde hızlandığını vurguluyor. İklim değişikliğinin tetiklediği bu yavaş ilerleyen felaket, rekor sıcaklıklar ve düşük yağışlarla birlikte hız kazandı. Bölge, son 60 yılda 240 gölünden 186'sını kaybetti ve Akdeniz'in en hızlı ısınan bölgelerinden biri olan Orta Anadolu, bu durumun yükünü çekiyor.
Türkiye'nin tahıl ambarı Konya'da artan obruklar, iklim değişikliği ve aşırı yeraltı suyu kullanımı nedeniyle bölgenin tarımsal geleceğini ve yerel halkın yaşam güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir.