Koku duyusu, anılarımız ve duygusal merkezlerimizle derinlemesine bağlantılıdır. Bir yeşil domates kokusu Thomas Hummel'ı çocukluğuna götürürken, lavanta parfümü bir arkadaşı, ucuz votka üniversite günlerini hatırlatabilir. Bu, koku duyusunun kişisel deneyimlerimizle ne kadar iç içe olduğunu gösterir. Koku, aynı zamanda milyarlarca yıl öncesine, ilk kimyasal algılayıcı hücrelere dayanan en eski duyumuzdur. Ancak görme ve işitme gibi diğer duyulara kıyasla bilim insanları koku hakkında çok daha az bilgiye sahiptir. Bunun bir nedeni, koku duyusunun hayatta kalmamız için kritik görülmemesi ve insanların bir yüzyıldan fazla süredir yanlışlıkla "kötü koklayıcılar" olarak kabul edilmesidir. Ayrıca, koku karmaşık yapısı nedeniyle incelenmesi zor bir alandır.
Monell Kimyasal Duyular Merkezi'nden koku araştırmacısı Valentina Parma, kokunun "yüksek boyutlu bir duyu" olduğunu ve kimyasalların algıya nasıl dönüştüğünü tam olarak bilmediğimizi belirtiyor. Ancak bilim insanları, koku alma sürecini en temel elementlerine ayırarak ilerleme kaydediyorlar; burunumuza giren koku moleküllerinden, beyinde bunları işleyen bireysel nöronlara kadar. Scientific Data dergisinde yayımlananlar da dahil olmak üzere yeni veri tabanları, moleküler kokuların algılanması için ortak bir bilimsel dil oluşturmaya çalışıyor. Ayrıca, Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma, koku moleküllerinin duyguları ve anıları tetikleyen nöral bir dile nasıl çevrildiğini açıklıyor.
Bu çalışmalar, en güçlü anı-ışınlama cihazımız olan koku duyumuzun daha zengin bir resmini çiziyor. Elde edilen bu yüksek çözünürlüklü bakış açısı, kokunun en önemsiz duyumuz olduğu yönündeki uzun süredir devam eden varsayımı sorgulatıyor. İnsanların koku alma konusunda kötü olduğu fikri, 19. yüzyılın sonlarında Fransız nöroanatomist Paul Broca'nın beynimizdeki koku alma soğanlarının (olfactory bulbs) genel beyin boyutuna göre nispeten küçük olduğunu belirtmesinden kaynaklanan yüz yıllık bir yanlış anlamadan geliyor. Ancak yeni araştırmalar, bu eski varsayımı çürütüyor ve koku duyusunun önemini yeniden vurguluyor.
Koku duyusu, anılarımız ve duygusal durumlarımızla derinlemesine bağlantılı olup, yeni bilimsel araştırmalar bu en eski duyumuzun önemini ve karmaşıklığını yeniden keşfetmemizi sağlıyor.