2021 yılında, ilk COVID aşılarının piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra, bazı aşılarla ilişkilendirilen nadir fakat bazen ölümcül kan pıhtılaşması vakaları endişe yaratmaya başlamıştı. AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşıları, tehlikeli kan pıhtılaşmasıyla ilişkilendirildi. Amerika Birleşik Devletleri'nde Johnson & Johnson aşısının yaklaşık 19 milyon dozundan en az 60 vaka tespit edildi ve bunların dokuzu ölümcüldü. Birleşik Krallık'ta ise AstraZeneca aşısının 50 milyon dozunda 455 vaka görüldü ve 81 kişi hayatını kaybetti. Bu durum üzerine her iki aşının kullanımı durduruldu ve sonunda piyasadan çekildi, ancak nadir görülen bu pıhtılaşmanın ardındaki gizem devam ediyordu.
Şimdi araştırmacılar, bu gizemi çözdüklerine inanıyorlar. The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmada, kan pıhtılaşmasının nasıl meydana geldiğine dair somut kanıtlar sundular ve bulgularının benzer aşıları daha güvenli hale getirmeye yardımcı olabileceğini düşünüyorlar. Araştırmacılar, bu tür aşıların gelecekteki pandemilerde insanları korumak için hayati önem taşıyabileceği göz önüne alındığında, kan pıhtılaşması sorununu anlamanın kritik olduğunu belirtiyorlar. Başlangıçta bu duruma VITT (aşı kaynaklı immün trombotik trombositopeni) adını veren ekip, Alman Greifswald Üniversitesi'nden kan uzmanı Andreas Greinacher liderliğindeki araştırmacılar, VITT'nin adenovirüse karşı yanlış giden bir bağışıklık tepkisi olduğunu gösterdi.
En önemli bulgu ise, bu aşırı bağışıklık tepkisinin genetik olarak yatkın kişilerde meydana geldiği oldu. Greinacher ve meslektaşları, VITT'li 21 hastadan alınan depolanmış kan örneklerindeki antikorları inceleyerek, antikorların adenovirüsün belirli bir kısmına bağlandığını keşfettiler. Bu keşif, aşıların güvenliğini artırmak ve gelecekteki salgınlara karşı daha etkili aşılar geliştirmek için önemli bir adım olarak görülüyor.
Bu keşif, gelecekteki aşıların geliştirilmesinde güvenlik standartlarını yükselterek benzer pıhtılaşma sorunlarının önüne geçilmesine yardımcı olabilir.