1897 yılında, 21 yaşındaki Jack London, Klondike altın akını sırasında binlerce maceraperest gibi altın arayışıyla dondurucu Yukon Bölgesi'ne gitti. Kaliforniya'dan gelen bu genç adam, altın yerine tüm zamanların en başarılı edebi kariyerlerinden birine ilham olacak zengin bir malzeme buldu. Yukon'un uçsuz bucaksız, çetin doğası, London'ın en bilinen eseri "Vahşetin Çağrısı" (The Call of the Wild) gibi başyapıtlarına zemin hazırladı. Bu roman, yaklaşık 100 dile çevrildi ve yakın zamanda Harrison Ford'un başrolünde oynadığı dokuzuncu film uyarlamasıyla tekrar beyazperdeye taşındı.
Yukon'un acımasız koşulları – eksi 70 dereceye varan soğuklar, dondurucu nehirler ve yaz aylarındaki sivrisinek sürüleri – London'ın eserlerindeki gerçekçiliğin temelini oluşturdu. O dönemde yaşadığı zorluklar, en güçlü viskinin bile donması ve tükürüğün havada buza dönüşmesi gibi detaylarla günümüze kadar ulaşmıştır. London, bu deneyimlerini doğrudan bir otobiyografi olarak yazmasa da, mektupları, günlükleri, dergi makaleleri ve kurgusal eserlerindeki ipuçları sayesinde Kuzey'deki gerçek maceraları günümüzde hala bir araya getirilebilmektedir. Dawson City'deki eski kulübesi ve ayak bastığı yerler, onun bu vahşi topraklardaki izlerini taşımaya devam etmektedir.
Jack London'ın Klondike altın akınına katılması, sadece kişisel bir macera değil, aynı zamanda dünya edebiyatına ilham veren ölümsüz eserlerin doğuşuna zemin hazırlayan dönüştürücü bir deneyim olmuştur.