Yazar, yapay zeka (YZ) destekli yazılım geliştirme sürecini "Otomatik Programlama" olarak adlandırıyor ve bu terimi "Vibe Coding"den ayırıyor. "Vibe Coding", YZ'ye genel terimlerle bir istekte bulunup, YZ'nin spontane olarak ürettiği kodu doğrudan kabul etmek anlamına gelirken, "Otomatik Programlama" ise YZ'yi insan sezgisi, tasarımı ve sürekli yönlendirmesiyle aktif olarak rehberlik ederek yüksek kaliteli yazılım üretme sürecidir. Yazar, aynı büyük dil modelleri (LLM) ile bile, süreci yönlendiren insanın vizyonuna bağlı olarak çok farklı sonuçlar elde edildiğini vurguluyor. Dolayısıyla, üretilen yazılımın tamamen YZ'ye ait olduğunu söylemenin yanlış olduğunu belirtiyor.
Üretilen yazılımın kalitesi ve nihai çıktısı, YZ'yi yönlendiren geliştiricinin uzmanlığına ve vizyonuna bağlıdır. Yazar, ön eğitim verilerinin insanlar tarafından üretildiğini ve YZ'nin öğrendiği tek yerin burası olmadığını (takviyeli öğrenmenin de büyük bir ağırlığı var) hatırlatarak, YZ tarafından üretilen kodun "bizim" olduğunu iddia etme hakkına sahip olduğumuzu savunuyor. Bu, bir nevi kolektif bir zihne bağlanmış gibi, birçok bireyin normalde yapamayacakları şeyleri yapmalarına olanak tanıyan kolektif bir hediye olarak görülüyor. Bu süreçte, ne yapılacağı da temel bir parçadır.
"Vibe Coding" yazılım üretimini demokratikleştirse ve belirli durumlarda kabul edilebilir olsa da, "Otomatik Programlama" üreticinin yazılım vizyonuna sıkı sıkıya bağlı, yüksek kaliteli yazılım üretmeyi hedefler. Yazar, bir programcı olarak "Otomatik Programlama" kullandığını ve bu şekilde ürettiği kodun kendisine ait olduğunu belirtiyor. Redis örneğini vererek, Redis'in başarısının teknik yenilikten çok içerdiği fikir ve vizyondan kaynaklandığını hatırlatıyor. Programlama artık otomatikleşebilirken, vizyonun henüz otomatikleşmediğini vurguluyor.
Yazılım geliştirme sürecinde yapay zeka kullanımı yaygınlaşırken, insan vizyonu ve aktif yönlendirmesinin, üretilen yazılımın kalitesi ve sahiplenilmesi açısından kritik rol oynadığını gösteriyor.