Son çeyrek yüzyılda, imalat ürünlerinin fiyatlarında genel bir düşüş gözlemlenirken, televizyonlar bu eğilimin en çarpıcı örneklerinden biri olmuştur. Örneğin, 2001 yılında 50 inçlik büyük ekran bir televizyonun Black Friday indirimiyle 1100 dolara satıldığı düşünülürse, günümüzde aynı boyuttaki bir televizyonun 200 doların altında bir fiyata bulunabilmesi, enflasyon hesaba katılmadan bile inanılmaz bir düşüşü temsil etmektedir. Bu fiyat düşüşünü daha doğru bir şekilde analiz etmek için kullanılan "alan-piksel başına dolar" metriği, ekran alanı ve piksel sayısı gibi faktörleri hesaba katarak, televizyon fiyatlarının %90'dan fazla azaldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, böylesine karmaşık bir üretim sürecine sahip bir ürünün nasıl bu kadar uygun fiyatlı hale geldiği sorusunu gündeme getirmektedir.
Televizyon fiyatlarındaki bu devasa düşüşün temelinde, sıvı kristal ekran (LCD) teknolojisinin niş bir üründen kitlesel olarak üretilen, uygun maliyetli bir çözüme dönüşmesi yatmaktadır. 2004 yılında TV pazarının yalnızca %5'ini oluşturan LCD'ler, 2018'e gelindiğinde pazarın %95'inden fazlasına hükmeder hale gelmiştir. LCD ekranlar, elektrik alanı uygulandığında yön değiştirebilen ve polarize ışığın düzlemini döndürebilen özel sıvı kristal moleküllerini kullanır. Bir LCD TV'deki her piksel, arkadan gelen ışığı polarize eden bir filtreden geçirir, ardından sıvı kristaller aracılığıyla ışığın polarizasyon düzlemini değiştirir ve son olarak kırmızı, yeşil veya mavi renk filtrelerinden geçirerek istenen rengi oluşturur. Bu teknolojinin üretim süreçlerindeki sürekli iyileştirmeler ve ölçek ekonomileri, televizyonların maliyetini dramatik bir şekilde düşürerek herkes için erişilebilir hale gelmesini sağlamıştır.
LCD teknolojisinin gelişimi ve seri üretimi, karmaşık bir elektronik ürün olan televizyonları herkes için erişilebilir hale getirerek tüketici elektroniği pazarını dönüştürmüştür.