Büyük bir bankada çalışan bir yazılım danışmanlık firması, geliştirici verimliliğini ölçmek için bireysel performans metrikleri uygulamaya karar verir. Bu metrikler, "story point" teslimatları üzerinden değerlendirilir. Ancak, ekipteki Tim Mackinnon'ın puanı sürekli olarak sıfır çıkar. Yönetici, Tim'in işten çıkarılmasını talep ederken, makalenin yazarı bu karara şiddetle karşı çıkar. Çünkü Tim'in geleneksel ölçütlere göre "verimsiz" görünmesinin ardında yatan çok daha derin bir değer vardır.Tim, günlerini bireysel "story"lere imza atmak yerine, farklı takım arkadaşlarıyla eşleşerek (pairing) geçirir. Daha az deneyimli geliştiricilerle çalışırken, onlara sabırla rehberlik eder, çözümlere doğru yönlendirir ve öğrenmeleri için alan tanır. Kıdemli geliştiricilerle ise ortak yaratım ve fikir alışverişi yapar, farklı bakış açılarını bir araya getirerek tek başına ulaşılamayacak daha iyi çözümler üretilmesini sağlar. Tim, bir programcı olarak son derece yeteneklidir ve onunla eşleşen herkes mutlaka yeni bir şeyler öğrenir.Aslında Tim, doğrudan yazılım teslim etmez; yazılım teslim eden bir takım yaratır. Onun varlığı sayesinde tüm ekip daha etkili, daha üretken, daha uyumlu ve daha keyifli hale gelir. Yazar, yöneticiye Tim'in bu benzersiz katkısını açıklar ve onu ekibi gözlemlemeye davet eder. Gözlemler sonucunda, Tim'in çalıştığı her görevin kalitesinin önemli ölçüde arttığı ve değer yaratma süresinin kısaldığı görülür. Bu durum, bireysel metriklerin takım içindeki gerçek değeri her zaman yansıtmadığını ve iş birliğinin önemini vurgular.
Geleneksel bireysel performans metrikleri, bir takım üyesinin iş birliği ve mentorluk yoluyla ekibe kattığı gerçek değeri ve genel verimlilik üzerindeki olumlu etkisini gözden kaçırabilir.