Makale, beslenme tavsiyelerinin zamanla nasıl değiştiğini ve popüler kültür ile pazarlama tarafından nasıl şekillendirildiğini, Seinfeld dizisindeki "yağsız yoğurt" bölümü örneğiyle açıklıyor. 1990'larda yağın kötü, yağsız ürünlerin ise sağlıklı olduğu algısı yaygınken, günümüzde yağın faydaları vurgulanıyor ve ketojenik veya karnivor diyetler gibi yağ ağırlıklı beslenme biçimleri popülerlik kazanıyor. Bu döngüsel trendlerin son halkası ise protein.
Günümüzde "Wellness Endüstriyel Kompleksi" tarafından körüklenen protein takıntısı, proteinli patlamış mısırdan kahveye, dondurmadan cips ve şekerlemeye kadar her türlü üründe karşımıza çıkıyor. Tüketiciler de bu pazarlama bombardımanına yanıt veriyor; 2024'te Amerikalıların %71'i protein alımını artırmaya çalışırken, %90'dan fazlası yeterli protein için et yemenin şart olduğuna dair yanlış bir inanca sahip. Sektör anketleri, tüketicilerin proteinle "sağlıklı beslenmeyi" ilişkilendirdiğini ve protein takviyeli ürünler için daha fazla ödeme yapmaya istekli olduğunu gösteriyor. Protein açısından zengin gıda ürünleri pazarının önümüzdeki on yıl içinde 100 milyar doları aşması bekleniyor.
Ancak gerçek şu ki, çoğu insan zaten yeterli hatta fazlasıyla protein tüketiyor. Uzmanlar, ortalama bir yetişkin erkeğin protein tüketimini %55 oranında aştığını belirtiyor. Protein konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından Stuart Phillips'in de ifade ettiği gibi, "Protein gerekli, ancak bu abartı onu bir saçmalığa dönüştürdü. İnsanlar bu konuda akıllarını kaçırdı." Makale, bu protein çılgınlığının çoğunlukla gereksiz olduğunu ve fazlasının sadece "pahalı idrara" yol açtığını vurguluyor.
Beslenme trendlerinin pazarlama odaklı döngüselliği, protein tüketimi konusunda gereksiz bir takıntıya yol açarak tüketicileri yanlış yönlendiriyor.