Amerika Birleşik Devletleri, ders kitaplarını laptop ve tabletlerle değiştirmek için 30 milyar dolardan fazla harcama yaptı. Ancak çeyrek yüzyılı aşkın süredir devam eden bu dijitalleşme çabaları, beklenen olumlu sonuçları vermedi; aksine, ilk kez bir neslin ebeveynlerinden daha düşük bilişsel yeteneklere sahip olmasına neden oldu. Maine eyaletinin 2002'de başlattığı ve ülkeye yayılan bu girişim, çocukların bilgiye erişimini artırmayı hedeflerken, psikologlar ve öğrenme uzmanları tam tersi bir etki gözlemledi.
Nörobilimci Jared Cooney Horvath, ABD Senatosu önünde verdiği ifadede, Gen Z'nin teknolojiye eşi benzeri görülmemiş erişimine rağmen önceki nesillere göre bilişsel olarak daha az yetenekli olduğunu belirtti. Horvath, Gen Z'nin modern tarihte standartlaştırılmış testlerde bir önceki nesilden daha düşük puan alan ilk nesil olduğunu vurguladı. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) verilerine ve diğer standart testlere atıfta bulunarak, düşen test puanları ile okullarda bilgisayar başında geçirilen süre arasında doğrudan bir ilişki olduğunu, daha fazla ekran süresinin daha kötü puanlarla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Horvath, öğrencilerin öğrenme yeteneklerini güçlendirmek yerine körelten sınırsız teknoloji erişimini suçladı ve bunun teknolojiyi reddetmek değil, eğitim araçlarını insan öğrenmesinin işleyişiyle uyumlu hale getirme meselesi olduğunu ifade etti. Maine'deki kamu okullarının test puanlarının 15 yıl boyunca iyileşmediği ve dönemin valisi tarafından programın "büyük bir başarısızlık" olarak nitelendirildiği de belirtildi. Gen Z, bu azalan öğrenme yeteneklerinin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak ve üretken yapay zeka gibi diğer teknolojik devrimlerin etkileriyle de mücadele ediyor.
Eğitimde dijitalleşmenin, beklenen faydaların aksine, genç nesillerin bilişsel yeteneklerinde düşüşe yol açabileceği ve bu durumun eğitim politikalarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirdiği ortaya konuyor.