Britanya üniversitelerinde 15 yıldır ders veren bir eğitmen, öğrenciler arasında engellilik tanısı alanların sayısında dramatik bir artış gözlemlediğini belirtiyor. Bu durum, öğrencilere haftalarca, hatta aylarca süren ek süreler verilmesine, seminerlerde soru sorma veya katkıda bulunma beklentilerinin düşürülmesine ve hatta yazılı dil kalitesinin değerlendirmede göz ardı edilmesine yol açıyor. Yazar, kendisinin de tekerlekli sandalye kullanıcısı olduğunu ve engelliliği ciddiye aldığını vurgularken, bu artışın fiziksel engellerden ziyade öğrenme güçlüğü bozukluklarından kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Yayınlanan istatistikler bu eğilimi destekliyor: 2008'den 2023'e kadar Birleşik Krallık üniversitelerinde engellilik beyan eden öğrenci oranı %8'den %16'ya, Oxford ve Cambridge'de ise %5'ten %20'ye yükseldi. Benzer şekilde, Stanford'da lisans öğrencilerinin %38'i, Harvard'da ise %21'i engelli olarak kayıtlı. Bu küresel artışın temelinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (ADHD), anksiyete, depresyon ve hafif otizm spektrum bozukluğu (ASD) gibi durumlar yatıyor.
Bu durumun nedenleri karmaşık olmakla birlikte, yaygın açıklamalardan biri olan "hepsi bir aldatmaca" teorisi makalede ele alınıyor. Engelli olarak kayıtlı öğrencilerin ek süreler ve sınav avantajları gibi özel imkanlardan faydalanması, bazı orta sınıf ailelerin çocuklarına rekabet avantajı sağlamak amacıyla tanı arayışına girmesine yol açabiliyor. Ancak makale, bu durumun tüm artışı açıklamak için yeterli olmadığını ve daha derinlemesine nedenlerin bulunduğunu ima ediyor.
Üniversite öğrencilerinde engellilik tanılarının, özellikle öğrenme güçlüğü bozukluklarının hızla artması, eğitim sistemleri ve akademik beklentiler üzerinde önemli etkiler yaratıyor.