Minotaur, yarı insan yarı boğa bir yaratık olarak antik Yunan ve Roma sözlü geleneğinde yer etmiş, Girit'teki bir labirentte hapsedilmiş ve Atina'dan gönderilen gençlerle beslenmiştir. Efsaneye göre, Girit'in efsanevi kralı Minos'un üvey oğlu olan Minotaur, her dokuz yılda bir Atina'dan kurban edilen on dört genci yutmuştur. Bu korkunç ritüel, Atinalı kahraman Theseus'un gönüllü olarak labirente girip canavarı öldürmesine kadar devam etmiştir. Minotaur'un hikayesi binlerce yıldır insanları büyülemiş ve çanak çömleklerden şiirlere, tablolardan video oyunlarına kadar sayısız sanat eserine ilham vermiştir.
Ancak arkeologlar, bu efsanenin Bronz Çağı'nda gerçekten yaşanmış olaylara dayandığını artık biliyorlar. Minos'un labirentindeki boğa başlı adam figürü, MÖ 3000'den MÖ 1100'e kadar Akdeniz'e hükmeden antik Minos uygarlığı ve Girit kültürüyle birçok ortak özellik taşımaktadır. Boğalar ve labirent motifleri, Minos kültüründe yaygın olarak bulunmuştur. MÖ ikinci binyılın ortalarında, bölgedeki baskın güç Girit'in yerini anakara Yunanistan almıştır. Klasik yazarlar Minotaur hikayesini defalarca anlatmış, anlatılar farklılık gösterse de boğaların hikayede önemli bir rol oynaması gibi ortak noktalar bulunmuştur.
Efsanenin en yaygın versiyonunda, Zeus Fenikeli prenses Europa'ya aşık olur ve onu baştan çıkarmak için beyaz bir boğa kılığına girerek Girit'e kaçırır. Bu birliktelikten Minos doğar. Minos, krallığının meşruiyetini pekiştirmek için deniz tanrısı Poseidon'dan kendisine kurban etmek üzere bir boğa göndermesini ister. Poseidon muhteşem bir beyaz boğa gönderir, ancak Minos hayvanın güzelliğine hayran kalır ve onu kurban etmekten vazgeçer. Bu hakarete öfkelenen Poseidon, Minos'un karısı Pasiphae'ye boğaya karşı çılgınca bir arzu ilham eder.
Antik Yunan mitolojisinin derinliklerindeki Minotaur efsanesinin, arkeolojik bulgularla Bronz Çağı'ndaki gerçek olaylara ve Minos uygarlığının kültürel öğelerine dayandığı ortaya konuyor.