Yaklaşık on yıl önce, ruh sağlığı, ilaç bilimi ve biyohacking'in kesişiminde mikrodozlama adı verilen tuhaf bir trend ortaya çıktı. Bu uygulama, psikedelik ilaçların (genellikle psilosibin mantarları veya LSD) tam halüsinasyonlar yerine daha hafif, daha istikrarlı etkiler arayışıyla küçük dozlarda alınmasını içeriyordu. Mikrodozlamanın odaklanmayı artırmaktan depresyon seviyelerini düşürmeye kadar birçok fayda sağladığına dair anekdotsal raporlar yaygındı ve birçok kişi için bir mucize olarak görülüyordu. Ancak bazıları, bir doz asidin yüzde 5'inin tüm bunları gerçekten yapıp yapamayacağı konusunda şüpheciydi.
Avustralyalı biyofarma şirketi MindBio Therapeutics tarafından yürütülen yeni ve kapsamlı bir çalışma, mikrodozlamanın faydalarının, özellikle klinik depresyon semptomlarını ele alma konusunda, büyük ölçüde abartılmış olabileceğini gösteriyor. 89 yetişkin hastayla yapılan Faz 2B denemesinde, majör depresif bozukluğun tedavisinde LSD mikrodozlamanın etkileri araştırıldı. Sekiz haftalık bir süre boyunca semptomlar, depresyonun klinik değerlendirmesi için yaygın olarak tanınan bir araç olan Montgomery-Åsberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği (MADRS) kullanılarak ölçüldü. Çalışma henüz yayınlanmamış olsa da, MindBio CEO'su Justin Hanka, sonuçları LinkedIn'de paylaşarak şirketinin mikrodozlama araştırmalarında "eğrinin önünde" olduğunu belirtti.
Çalışma, küçük miktarda LSD (4 ila 20μg) verilen hastaların refah duygularında gözle görülür artışlar gösterdiğini, ancak MADRS puanlarının, kafein hapı şeklinde bir plasebo alan hastalara kıyasla daha kötü olduğunu ortaya koydu. Bu durum, orta güçte bir fincan kahvenin, majör depresif bozukluğun tedavisinde küçük bir doz asitten daha faydalı olabileceği anlamına geliyor. Hanka, bu sonuçların "klinik depresyonu tedavi etmek için mikrodozlamanın tabutuna bir çivi çaktığını" belirtiyor. Depresif insanların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayabileceğini, ancak bunun klinik olarak anlamlı veya istatistiksel olarak önemli olmadığını ekliyor. Bu sonuçlar, mikrodozlamanın faydalarına uzun süredir şüpheyle yaklaşan bazı araştırmacıların tahminleriyle örtüşüyor.
Bu araştırma, mikrodozlamanın klinik depresyon tedavisindeki etkinliğine dair yaygın inanışları sorgulatıyor ve psikedelik ilaçların tıbbi kullanımına yönelik beklentileri yeniden şekillendiriyor.