Makale, hukukun etik temellerini, özellikle de John Adams'ın 1770'teki Boston Katliamı davasındaki savunmasıyla ortaya koyduğu ilkeleri ele alıyor. Adams, en nefret edilenlerin bile savunma hakkına sahip olması gerektiğine inanırken, müvekkilini ne pahasına olursa olsun kazanmak yerine, ülkesine ve mahkemeye karşı da sorumluluk taşıdığını vurgulamıştır. Bu üçlü görev anlayışı, Amerikan hukuk pratiğinin temelini oluşturmuştur.
Ancak günümüzde, özellikle Meta'nın hukuk ekibinin uygulamalarıyla bu etik anlayışın erozyona uğradığı iddia edilmektedir. Makale, Meta avukatlarının çocuk istismarı kanıtlarını yok etme ve araştırma bulgularını gizleme talimatı verdiğini, bunu avukat-müvekkil gizliliği arkasına saklanarak yaptığını belirtiyor. Bu durum, 1970'ler ve 80'lerde Büyük Tütün şirketlerinin avukatlarının izlediği "ne pahasına olursa olsun kazanma" stratejisine benzetiliyor. Tütün şirketleri, ürünlerinin zararlarını itiraf etmek yerine kârı tercih etmişti.
Meta'nın hukuk ekibinin bu yaklaşımı, Adams'ın üçlü görevini (müvekkile, mahkemeye ve ülkeye karşı) tek bir göreve, yani sadece müvevekkile hizmet etmeye indirgediği eleştirisini getiriyor. Bu durum, hukukun temel etik ilkelerinin endüstriyel ölçekte nasıl bozulduğunu ve bunun özellikle çocuklar gibi savunmasız gruplar üzerindeki potansiyel zararlarını gözler önüne seriyor.
Teknoloji devlerinin hukuk departmanlarının etik sorumlulukları göz ardı etmesi, hukukun temel ilkelerini ve toplumsal güveni ciddi şekilde sarsmaktadır.