Büyük Dil Modellerinin (LLM) compiler'lara benzetilmesi ve İngilizce'nin yeni programlama dili olabileceği yönündeki tartışmalar, yazılım geliştirme dünyasında önemli bir gündem maddesi haline geldi. Andrej Karpathy'nin "English is the hottest new programming language" ifadesiyle başlayan bu akım, makinelerle iletişim kurmak için ayrı bir programlama diline ihtiyaç duymadan, doğrudan doğal dilimizi kullanabileceğimiz bir geleceği işaret ediyor. Makalenin yazarı, başlangıçta LLM'lerin halüsinasyon eğilimleri nedeniyle güvenilir bir soyutlama katmanı olamayacağını savunsa da, modellerin gelişmesiyle birlikte bu bakış açısını yeniden değerlendiriyor. Yazar, halüsinasyon yapmayan, istikrarlı bir şekilde istenen çıktıyı üreten bir LLM'in bile programlama dünyası için ne anlama geleceğini sorguluyor.
Makalenin temel argümanı oldukça basit: "Sistemleri belirtmek zordur; ve biz tembeliz." Programlama, bilgisayara tam olarak ne yapması gerektiğini söyleme eylemidir ve bilgisayarlar, insan bakış açısından oldukça "aptal"dır; çıkarım yapma yetenekleri yoktur. Yüksek seviyeli programlama dilleri, bu temel ALU (Aritmetik Mantık Birimi) talimatlarını soyutlayarak, geliştiricilerin daha karmaşık kavramlarla çalışmasına olanak tanır. Bir compiler, bu yüksek seviyeli ifadeleri makinenin anlayabileceği düşük seviyeli talimatlara dönüştürür. Ancak LLM'ler, doğal dil girdisini koda dönüştürse bile, doğal dilin kendisi, karmaşık sistemleri kusursuzca ve kesin bir şekilde tanımlamak için yeterli hassasiyete sahip olmayabilir. Bu durum, LLM'lerin bir compiler gibi davranmasının ardındaki temel zorluğu ortaya koyuyor.
LLM'lerin kod üretme yeteneği artsa bile, karmaşık sistemleri doğal dille kesin olarak tanımlamanın zorluğu, programlama paradigmalarını temelden etkileyen bir sorun olmaya devam edecektir.