Girişim dünyasında yeni bir finansman turu sonrası her CTO'nun aklındaki ilk soru "Kimi işe almalıyım?" olur. Genel kanı, startup'ın geleceği için "en iyilerin en iyisini" işe almanın şart olduğudur. Ancak makale, bu yaygın inancın gerçek dünyadaki kısıtlamalarla ne kadar örtüştüğünü sorguluyor. Sınırlı bütçe, zaman ve insan kaynağı ile yüzlerce rakip arasında "en iyi" olarak kabul edilen kişileri işe almak, çoğu startup için neredeyse imkansız bir görevdir. Daha ünlü markalar, daha fazla nakit veya cazip hisse senedi teklifleri sunan rakipler karşısında küçük bir girişimin bu yarışı kazanması zordur. Yazar, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, bu zorlu labirentten geçmek zorunda kalmadan dersler çıkarılmasını amaçlıyor. Yazar, 2012'deki ilk startup deneyiminde "en iyi"nin ne anlama geldiğine dair net bir referans noktası olmadığını ve doğru ekibi kurmanın deneme yanılma yoluyla, yüksek başarılar ve birçok hayal kırıklığıyla gerçekleştiğini belirtiyor. Freckle şirketindeki altyapı ops mühendisi David'in hikayesi bu durumu güzel bir şekilde örneklendiriyor. David, şirket sadece bir ops rolü için eleman ararken başvurmuştu ve aslında aradıkları profilin %100 zıttıydı; daha önce hiç ops veya web geliştirme deneyimi yoktu, hatta AWS'yi bile bilmiyordu. Ancak, akademik bir geçmişe sahip keskin zekalı bir fizikçiydi ve Freckle'ın Haskell'i üretimde kullanması nedeniyle şirkette çalışmaya hevesliydi. Bu durum, "en iyi"nin sadece deneyimle değil, aynı zamanda potansiyel ve öğrenme isteğiyle de tanımlanabileceğini gösteriyor.
Girişimcilikte "en iyi" yeteneği ararken sadece deneyime odaklanmak yerine, potansiyel ve öğrenme isteği gibi farklı niteliklere de değer vermenin önemi vurgulanıyor.