Arktik bölgesi, küresel ortalamanın neredeyse iki katı hızla ısınıyor. Bu durum, buzun yüksek yansıtma özelliğinden (albedo) kaynaklanıyor; buz eridikçe, deniz suyu daha fazla güneş ışığı emiyor ve bu da daha fazla ısınmaya ve buharlaşmaya yol açarak güçlü bir sera gazı oluşturuyor. Bu pozitif geri besleme döngüsü, daha sıcak suların daha fazla buzu eritmesi ve daha fazla su buharının Dünya'nın sera etkisine katkıda bulunmasıyla devam ediyor.
ABD, Rusya, Kanada, Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve İzlanda gibi Arktik ülkeleri, eriyen Arktik'i turizm, balıkçılık ve ticaret için bir fırsat olarak görüyor. Bu ülkeler, "buzkıran" adı verilen büyük gemiler sayesinde buzdağları içerebilecek sularda bile seyir yapma riskine rağmen bu potansiyeli değerlendirmek istiyor. ABD'nin iki buzkıranı varken, Rusya'nın en az 50 buzkıranı bulunuyor. Bu durum, Arktik'te güç sahibi olmanın ve ekonomik büyümeyi hızlandırmanın, seyahat güvenliğini artırmanın ve bilimsel keşifler yapmanın bir yolu olarak buzkıranlara verilen önemi gösteriyor.
Buzkıranlar, bilimsel araştırmalarda da önemli rol oynuyor. Örneğin, ABD'nin USCGC Healy buzkıranı, daha önce bilinmeyen ctenophore türlerinin keşfedilmesine ve Chukchi Platosu'nda "Chukchi pockmarks" adı verilen oluşumların haritalandırılmasına olanak sağlamıştır. Ayrıca, Arktik buzları eridikçe Kuzey Deniz Rotası (Northern Sea Route), malların Kuzey Kutbu üzerinden taşınması için daha cazip hale geliyor ve buzkıranlar sayesinde seyahat süresi ve maliyetleri azalıyor. Buzkıranlar, Arktik'teki arama kurtarma görevlerinde de hayati öneme sahiptir; Arktik Konseyi'nin 2011'de imzaladığı Arktik Arama ve Kurtarma Anlaşması, uluslararası işbirliğini sağlamıştır. Ancak tüm bu faydaların çevresel bir maliyeti olduğu da unutulmamalıdır.
Arktik'teki buzkıranların ekonomik ve bilimsel faydaları, bölgenin hızla ısınmasıyla ortaya çıkan çevresel endişelerle birlikte değerlendirilmesi gereken karmaşık bir konuyu temsil ediyor.