Yazar, yeni inşa edilmiş, son teknoloji akıllı ev sistemleriyle donatılmış bir evde yaşadığı deneyimi aktarıyor. Dokunmatik ekranlar, IoT cihazları ve karmaşık arayüzlerle dolu bu evin, aslında kullanım kolaylığı açısından büyük bir gerileme olduğunu belirtiyor. Örneğin, Control4 aydınlatma sistemleri, hangi anahtarın neyi kontrol ettiğini anlamak için özel bir demo gerektiriyor ve yanlış bir düğmeye basmak tüm evin ışıklarını kapatabiliyor. Yeni nesil Samsung TV'lerin arayüzü, basit bir kanal izlemek için bile kafa karıştırıcı ve cihazlar artık açılmak yerine "önyükleme" yapıyor. Miele bulaşık makinesi gibi ev aletleri, ilk çalıştırma için bir mobil uygulama bağlantısı talep ederek gereksiz bir karmaşıklık katmanı ekliyor. Nest benzeri termostatlar, yuvarlak dokunmatik ekranlarıyla ayar yapmak için bir seçenek labirentine dönüşüyor. Duvara monte edilmiş 10 inçlik bir iPad'e benzeyen alarm sistemi ise hava durumu tahmini gibi alakasız bilgilerle dolu, parlak bir ekran sunarak temel işlevinden uzaklaşıyor. Yazar, bu sistemlerin genelinde hissedilen gecikmenin (lag) de kullanıcı deneyimini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Makale, yazarın bir "Luddite" olmadığını, ancak bu tür teknolojilerin çoğu zaman işleri daha iyi hale getirmediğini, aksine ilkel ve çözülmemiş hissettirdiğini belirtiyor. Montana'da kiraladığı eski tarz bir evin basit, fiziksel anahtarları ve internet bağlantısı olmayan cihazlarıyla yaşadığı olumlu deneyimi, modern akıllı evlerin karmaşıklığıyla karşılaştırıyor. Yazar, teknolojinin kolaylık sağlaması gerekirken, mevcut akıllı ev sistemlerinin kullanıcıları daha fazla zorladığını ve henüz sezgisel bir kullanım noktasına ulaşamadığını öne sürüyor.
Modern akıllı ev teknolojileri, kullanıcı deneyimini basitleştirmek yerine karmaşık arayüzler ve gereksiz özelliklerle çoğu zaman daha kötü hale getiriyor.