Makale, iki yıldan uzun bir süre önce öngörülen "Yeni Romantizm" hareketinin yükselişini ele alıyor. Yazar, başlangıçta şaka yollu ortaya attığı bu fikrin, 1800'lü yıllardaki orijinal Romantizm hareketinin tarihini derinlemesine incelediğinde ciddiye dönüştüğünü belirtiyor. Orijinal Romantizm, endüstriyel devrimin yoğun rasyonelleşmesine ve teknolojik kontrole bir tepki olarak ortaya çıkmış, köleliğin kaldırılması, işçi haklarının korunması, çocuk işçiliğinin yasaklanması ve sanatın gelişmesi gibi önemli sosyal kazanımlara yol açmıştı. Bu hareket, soğuk, kâr odaklı sanayileşmeye karşı insani değerleri ön plana çıkarmış ve paradoksal bir şekilde ekonomik büyümeyi hızlandırmıştı.
Yazar, günümüzdeki durumu 1800'lerin başındaki tabloya benzetiyor. Rasyonelist ve algoritmik modellerin hayatın her alanına hakim olduğunu, şirketlerin verimlilik ve refah vaatleriyle güçlendiğini ancak bununla birlikte işlevsiz davranışların ve toplumsal rahatsızlıkların da arttığını vurguluyor. Blake'in "karanlık Şeytani değirmenler" dediği fabrikalara karşı Luddite'lerin direnişi gibi, günümüzde de teknolojik aşırılığa ve gözetimin yaygınlaşmasına karşı bir direnç oluştuğunu savunuyor. Goethe'nin intihar eden Werther'i, Marquis de Sade'ın hikayeleri ve kasvetli Gotik romanlar gibi eserlerin o dönemdeki yaygın tekno-iyimserliğin karanlık yüzünü gösterdiğini, benzer bir kültürel değişimin bugün de yaşandığını belirtiyor.
Makale, o dönemde sanatçıların, özellikle şairlerin ve müzisyenlerin bu isyanın öncüsü olduğunu ve insan duygularını, duygusal bağları daha güvenilir ve arzu edilir bularak kutladıklarını hatırlatıyor. Yazar, iki yıl sonra bu değişimin zaten başlamış olduğuna ikna olduğunu ifade ederek, "Yeni Romantizm"in teknolojik kontrolün ve siyasi-ekonomik gücün merkezileşmesinin aşırılıklarına karşı bir yol haritası sunduğunu öne sürüyor. Bu hareketin, insan odaklı değerleri yeniden merkeze alarak toplumu daha dengeli bir geleceğe taşıyabileceğine inanıyor.
Makale, teknolojik ilerlemenin getirdiği aşırı rasyonelleşme ve kontrol karşısında insan odaklı değerlere dönüşün, tarihsel bir model üzerinden günümüz için bir çözüm sunabileceğini ortaya koyuyor.