Yapay zeka teknolojilerine olan artan talep, dünya genelinde devasa veri merkezlerinin hızla inşa edilmesine yol açıyor. Bu "bit barns" olarak adlandırılan tesisler, muazzam miktarda enerjiye ihtiyaç duyuyor ve bu durum, şirketlerin yenilenebilir enerji kaynakları hakkında konuşmalarına rağmen, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için doğal gaz türbinlerine yönelmesine neden oluyor. Truthout adlı sosyal adalet kuruluşu tarafından yapılan bir tahmine göre, bu yeni enerji kaynakları 2030 yılına kadar atmosfere 44 milyon ton ek karbondioksit salımı ekleyebilir; bu da yıllık 10 milyon özel otomobilin emisyonuna eşdeğer bir rakam.
Yapay zeka eğitimi, neredeyse sınırsız bir işlem gücü talebi yaratmış durumda ve bu da veri merkezi inşaatlarında büyük bir patlamaya yol açıyor. Bu durum, enerji şebekeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor; Deloitte Insights geçen yıl ABD'deki veri merkezlerinin enerji ihtiyacının on yıl içinde 30 kattan fazla artabileceği konusunda uyarmıştı. Kapasiteyi hızlıca artırmanın en kolay yolu gaz türbinleri olduğundan, talep o kadar yüksek ki, güç üretimi için tasarlanmış gaz türbini ekipmanlarında bile bir kıtlık yaşanıyor. Bazı veri merkezi operatörleri, eski uçak motorlarını tesislerinde enerji üretmek için yeniden kullanmaya başlamış durumda.
Boom Supersonic gibi şirketler, bu açığı fark ederek kendi süpersonik motorlarına dayalı güç türbinleri geliştiriyor ve neocloud operatörü Crusoe gibi müşterilere satış yapıyor. Meta ve Microsoft gibi teknoloji devleri de tesislerinde yerinde gaz jeneratörleri kullanıyor veya kullanmayı planlıyor. Örneğin, Meta'nın Louisiana'daki Hyperion kampüsünün beş gigawatt kapasiteye ulaşması bekleniyor. Gartner gibi analist firmalar, veri merkezi operatörlerinin kendi yerinde üretim kapasitelerine sahip olmadan operasyonlarını sürdüremeyeceklerini ve bu durumda gaz türbinlerinin en olası çözüm olacağını belirtiyor. Bu durum, yapay zekanın büyümesinin çevresel etkileri konusunda ciddi endişeler yaratıyor.
Yapay zeka teknolojilerinin hızlı yükselişi, enerji tüketimini ve dolayısıyla karbon emisyonlarını artırarak iklim kriziyle mücadele çabalarını ciddi şekilde baltalama potansiyeli taşıyor.