Brandon Sanderson, son dönemde yapay zeka sanatının yükselişiyle birlikte sanatın doğası üzerine derinlemesine düşüncelerini paylaşıyor. Konuya, 2010 yılında film eleştirmeni Roger Ebert'in "Video oyunları asla sanat olamaz" şeklindeki tartışmalı iddiasını hatırlatarak başlıyor. Ebert, oyunların mekaniklere ve kazanmaya odaklandığı için estetik zevkten ziyade ticari bir ürün olduğunu savunmuştu. Sanderson, Ebert'in bu görüşüne şiddetle katılmasa da, onun argümanının günümüzde yapay zeka sanatıyla ilgili daha büyük soruları gündeme getirdiğini belirtiyor.
Sanderson, yapay zeka modellerinin ve üretken yapay zekanın hızla yayılmasının, bizi sanatın ne olduğu ve neden yapıldığı gibi temel sorularla yüzleşmeye zorladığını vurguluyor. Her ne kadar yapay zeka sanatının yazma ve sanatla ilişkili gidişatını beğenmese de, bu deneyimden öğrenmek istediğini ifade ediyor. Yazar, bir "yapay zeka balonu" içinde olsak bile, yaşananların bizi "Sanat nedir?" ve "Neden sanat yaparız?" gibi soruları sorgulamaya ittiğini düşünüyor. Kendi yazma süreci aracılığıyla bu fikirleri keşfettiğini ve yapay zeka sanatına neden bu kadar güçlü bir şekilde karşı çıktığını bu sayede anladığını belirtiyor.
Makale, yapay zeka tarafından üretilen ve Billboard listelerinde zirveye çıkan "Walk My Walk" şarkısı gibi örneklerle, yapay zekanın sanat dünyasındaki etkisinin somutlaştığını gösteriyor. Sanderson, bu gelişmelerin sanatın tanımını, yaratıcılığın rolünü ve sanatçıların geleceğini yeniden düşünmemiz için bir fırsat sunduğunu, ancak aynı zamanda kendi sanatsal bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algıladığını da ima ediyor.
Yapay zeka sanatı, Roger Ebert'in video oyunları hakkındaki tartışmasına benzer şekilde, sanatın tanımı ve yaratıcılığın temel motivasyonları üzerine felsefi bir sorgulamayı tetikliyor.