Yazar, "vibecoding" ile bir prototip oluşturmanın ve bunu çalışan bir ürüne dönüştürmenin arasındaki farkı 100 saatlik bir deneyimle inceliyor. Geçmişte yapay zekayı kodlamada etkin bir şekilde kullandığını ve potansiyeline inandığını belirtiyor. Ancak, "30 dakikada bir uygulama vibecoded" diyenlerin ya basit kopyalar yaptığını, ya hatalı ürünler ürettiğini ya da sadece etkileşim kovaladığını düşünüyor. Bu deneyim, yapay zekanın kodlamadaki süper gücüne olan inancını korurken, mevcut sınırlamalarını da gözler önüne seriyor.
Yazar, öğrenme amacıyla "doğru yoldan" bir uygulama geliştirme kararı alıyor ve altyapı karmaşıklığıyla kendisi ilgilenmek istiyor. Eğlenceli bir proje olarak "Cryptosaurus" adında, kullanıcıların profil fotoğraflarını dinozor temalı hale getiren basit bir uygulama seçiyor. İlk başta, fikrini ChatGPT'ye anlatıp kapsamı daralttıktan sonra Claude Opus ile bir saat içinde çalışan bir prototip elde ediyor. Bu hızlı başlangıç, yapay zekanın prototipleme gücünü bir kez daha kanıtlıyor.
Ancak, prototipin ötesine geçmek beklenenden çok daha fazla zaman alıyor. Yazar, varsayılan tasarımı beğenmeyip Coolors ile renk paleti üzerinde uzun süre çalışıyor. Claude'un oluşturduğu kullanıcı arayüzü ve deneyimini (UI/UX) aşırı karmaşık bulup basitleştirmek zorunda kalıyor. Bu süreç, sosyal medyada sıkça dile getirilen "sadece kodla" (just build) yaklaşımının, özellikle bir ürünü yayınlanmaya hazır hale getirme aşamasında ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. 100 saatlik bu ek çalışma, yapay zeka destekli ilk prototip ile gerçek bir ürün arasındaki büyük boşluğu ortaya koyuyor.
Yapay zeka araçları prototipleme sürecini hızlandırsa da, bir fikri tamamen işlevsel ve kullanıcı dostu bir ürüne dönüştürmek için önemli ölçüde manuel çaba ve detaylı çalışma gerekmektedir.