Yazar, balık sevmemesini bir metafor olarak kullanarak, verimlilik sistemlerine karşı duyduğu derin nefreti açıklıyor. Tıpkı balığın birçok farklı şekilde sunulmasına rağmen damak zevkine uymaması gibi, piyasadaki sayısız verimlilik sistemini (karmaşık veya basit) denemiş ve hepsinin başarısız olduğunu belirtiyor. Profesyonel hayatının, defterler ve süreçlerle dolu bir verimlilik sistemi mezarlığına dönüştüğünü ifade ediyor. Hatta arkadaşlarının verimlilik yazılımları üzerine iş kurduğunu, ancak kendisinin bu tür araçlarla bir türlü barışamadığını vurguluyor.
Makalenin ana fikri, yazarın "Araç Kuralı" ile özetleniyor: Eğer bir aracı (e-posta, Slack, takvim veya bir verimlilik aracı) sürdürmek için harcanan çaba, sağladığı algılanan değerden fazlaysa, o aracı kullanmayı bırakır. Çoğu verimlilik sisteminin bu kurala takıldığını, çünkü sistemin bakımı için harcanan işin yarattığı değeri haklı çıkarmadığını belirtiyor. Özellikle yazılım tabanlı verimlilik araçları, devasa görev listeleri oluşturmayı kolaylaştırarak hızla şişkin listelere yol açar. Etiketler, alt görevler, renkli önceliklendirmeler gibi mekanizmalar, bu büyük listeleri yönetmek için tasarlanmış olsa da, her ekleme listeyi güncel ve alakalı tutmak için sürekli ek bir iş yükü yaratır. Yazar, bu ek bakım işini yapmanın başlangıçta bir görevi tamamlamış hissi verdiğini, ancak aslında gerçek bir iş yapılmadığını savunuyor. Bir verimlilik sisteminin amacının, size çalışmak için zaman yaratmak olduğunu, onu sürekli kullanmak olmadığını vurguluyor. İyi bir verimlilik sistemi, size zaman yarattığı için onu kullanmadığınız zamanlarda bile işini iyi yapıyor demektir.
Verimlilik sistemlerinin asıl amacının, kullanıcıya zaman kazandırmak olduğunu, ancak çoğu sistemin bakım yükü nedeniyle bu amaca hizmet edemediğini ve hatta gerçek iş yapma süresini azalttığını ortaya koyuyor.