Ana Sayfa

Üçüncü Kutup: Asya'nın Su Kulesi Tehlikede

1 dk okuma

“Üçüncü Kutup” olarak bilinen Hindu Kuş-Karakurum-Himalaya sistemi (HKKH), Tibet Platosu'nun batı ve güneyinde yer alan devasa bir dağlık bölgedir. Afganistan'dan Tacikistan'a kadar dokuz ülkeye yayılan ve 4,2 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplayan bu bölge, Kuzey Kutbu ve Antarktika'dan sonra dünyanın en büyük donmuş su rezervini barındırdığı için “Üçüncü Kutup” adını almıştır. Dünyanın en yüksek 14 zirvesini içeren bu coğrafya, on büyük nehrin kaynağı olup, küresel bir ekolojik tampon görevi görmektedir. Bölge, zengin doğal kaynaklara ve dört küresel biyoçeşitlilik sıcak noktasının bir kısmına ev sahipliği yapmaktadır. Doğrudan 220 milyon insanın içme suyu, gıda üretimi ve geçim kaynaklarını sağlarken, dolaylı olarak aşağı havzalarda yaşayan 1,5 milyar insan için hayati öneme sahiptir. Bu nehir havzalarında üretilen gıda ve enerji, dağlardan gelen eriyen sulara ve yağışlara bağlıdır.

Ancak, Üçüncü Kutup bölgesi iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle karşı karşıyadır. Dağlık ekosistemler iklim değişikliğine karşı özellikle hassas olup, bölgedeki ısınma oranı küresel ortalamanın oldukça üzerindedir ve yüksek rakımlarda daha da artmaktadır. Bu durum, kriyosferin (buz ve kar tabakası) iklim değişikliğine karşı savunmasızlığını göstermektedir. İklim değişikliği projeksiyonları, yüzyılın sonuna kadar Güney Asya'nın tüm bölgelerinde en az 1°C, bazı bölgelerde ise 3,5 ila 4°C'ye varan bir ısınma beklemektedir. Bu durum, Üçüncü Kutup'ta yaşayan insanların yaşamlarını ve geçim kaynaklarını tehdit etmekle kalmayıp, bölgenin güvenliğini ve gelişimini de tehlikeye atmaktadır. Etkileri tüm kıtaya ve hatta dünyaya yayılacak olsa da, bu risk ve potansiyel zincirleme etkileri hakkında yeterli farkındalık bulunmamaktadır. Dağlık sosyal-ekolojik yapının kırılganlığına daha fazla dikkat çekmek için özel çabalar gerekmektedir.

İçgörü

Bölgedeki hızlı iklim değişikliği, milyarlarca insanın su ve gıda güvenliğini doğrudan etkileyerek küresel çapta ciddi insani ve ekolojik sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor.

Kaynak