Donald Trump'ın kendisini Amerikan tarihinin en büyük ifade özgürlüğü savunucusu olarak konumlandırmasına rağmen, başkanlığının ilk yılında 200'e yakın sansür girişiminde bulunduğu belgelendi. Free Press adlı sivil toplum kuruluşu tarafından yapılan bu kapsamlı çalışma, Trump yönetiminin söylemleriyle eylemleri arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne seriyor. New York Times'ta Nora Benavidez tarafından kaleme alınan makalede belirtildiği üzere, Trump ve ekibi, Birinci Değişiklik'i baltalamak, beğenmedikleri bilgileri bastırmak ve akademik, hukuki ve özel sektörleri dava ve zorlama yoluyla etkisiz hale getirmeye çalıştı. Bu durum, Trump'ın "özgür konuşma" vaatlerinin sadece bir gösteriden ibaret olduğunu düşündürüyor.
Bu sansür girişimlerinin örnekleri arasında, Associated Press muhabirlerinin Beyaz Saray ve Air Force One'ın belirli bölümlerine erişiminin engellenmesi, Pentagon haberlerinin kısıtlanması için büyük haber kuruluşlarına baskı yapılması ve eleştirel haberlerin "yasa dışı" olarak nitelendirilmesi yer alıyor. Yönetim ayrıca, siyasi konuşmayı bastırmak için göçmenlik yasalarını bir araç olarak kullandı. Örneğin, Filistin yanlısı gösterilerin lideri olan yeşil kart sahibi Mahmoud Khalil ve İsrail-Hamas savaşına Tufts Üniversitesi'nin tepkisini eleştiren bir makalenin yazarı olan öğrenci vizesi sahibi Rumeysa Ozturk, siyasi görüşleri nedeniyle göçmenlik yetkilileri tarafından tutuklanıp aylarca gözaltında tutuldu.
Bu olaylar, Trump yönetiminin ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan bir saldırı niteliği taşıdığını ve hedeflerin giderek genişlediğini gösteriyor. Yönetimin eylemleri, Birinci Değişiklik'in temel ilkelerini açıkça ihlal ederek, eleştirel sesleri susturma ve kamuoyunu manipüle etme çabası olarak yorumlanıyor. Bu durum, demokratik değerler ve basın özgürlüğü açısından ciddi endişeler yaratmaktadır.
ABD'de ifade özgürlüğünün siyasi iktidar tarafından nasıl manipüle edilebileceği ve kısıtlanabileceği konusunda çarpıcı bir örnek sunuyor.