1990'ların başında video oyun endüstrisi, 3D teknolojisinin yükselişiyle büyük bir dönüşümün eşiğindeydi. Arcade geliştiricileri devasa bütçeler ve son teknoloji donanımlarla eşsiz 3D deneyimleri sunarken, 5. nesil konsolların piyasaya sürülmesiyle bu devrim niteliğindeki özellikler evlere taşındı. Bu durum, güçlü ama pahalı arcade makinelerinin sürdürülebilirliğini azalttı ve endüstri, ev konsollarındaki uygun maliyetli 3D donanımlara yöneldi.
Daha ucuz donanım, arcade'lerin düşüşünü hızlandırdı; benzersiz deneyimler azaldı ve popüler arcade oyunları artık ev konsollarında oynanabiliyordu. 6. nesil konsolların gelişiyle birçok arcade devi ev konsolu projelerine yöneldi. Bu dönemden en çok etkilenenlerden biri Sega'ydı. 1990'larda büyük arcade başarıları ve ev konsolu pazarında Sega Genesis/Mega Drive ile elde ettiği başarılara rağmen, bir dizi hata ve düşüşe geçen arcade endüstrisi onları iflasın eşiğine getirdi. Dreamcast'in PlayStation 2 karşısında yenilmesiyle Sega, ayakta kalmak için oyunlarını rakiplerinin donanımlarına port etmeye başladı.
Ev pazarı kaybedilmiş olsa da, durgunlaşan arcade sahnesi Sega'ya bir fırsat sundu. Efsanevi arcade geliştirme ekiplerini kullanarak yeni hitler yaratabilirlerdi, ancak kaynakları kısıtlıydı. Bu nedenle, beş yıl önce düşünülemez sayılacak bir adım attılar: Sega, GameCube tabanlı bir arcade platformu geliştirmek için Nintendo ile bir araya geldi. Bu iş birliğine, bir diğer arcade devi olan Namco da katıldı. Üç şirket, tek bir görevle birleşti: Triforce.
Oyun dünyasının zorlu rekabet ortamında, eski rakiplerin bile bir araya gelerek yenilikçi çözümler üretmesinin, endüstrinin evrimindeki kritik rolünü gösteren çarpıcı bir örnektir.