Makale, Silikon Vadisi'nin önde gelen teknoloji şirketleri ile Amerikan devleti arasındaki giderek artan yakınlaşmayı ve bunun modern teknokrasiye doğru bir evrimi nasıl temsil ettiğini inceliyor. Özellikle 2025 yılında Başkan Trump'ın düzenlediği ve teknoloji CEO'ları ile risk sermayedarlarını bir araya getiren bir yemek, bu ilişkinin çarpıcı bir örneğini sunuyor. Bu toplantıda, şirketler hükümet sözleşmeleri ve daha az düzenleyici denetim karşılığında Trump'ın onayını almak için yarıştı; hatta Mark Zuckerberg gibi isimler, iyi niyet kazanmak adına büyük yatırım rakamları telaffuz etmekten çekinmedi. 2024 seçimlerinden sonra Trump'a yönelen teknoloji liderleri, piyasada etkili bir konum elde etme ve hükümetten destek alma arayışında.
Yapay zeka hakimiyeti için küresel rekabette, Trump yönetimi Silikon Vadisi'ni adeta kendi bir uzantısı olarak görüyor; Palantir'in ABD ordusuyla gözetim ve savunma sistemleri üzerinde açıkça çalışması veya OpenAI'nin borçları için hükümet garantileri araması bu durumun göstergeleri. Palantir CEO'su Alex Karp'ın "Teknolojik Cumhuriyet" adlı kitabında savunduğu gibi, teknoloji ve devletin birleşmesi, ABD için kalıcı bir gelecek sağlamanın tek yolu olarak sunuluyor. Karp, bu birleşmeyi Manhattan Projesi gibi büyük ölçekli devlet-teknoloji işbirliklerine benzetiyor. Bu fikir, aslında Amerikan siyasi kültüründe derin köklere sahip. Bir asır öncesine dayanan "teknokrasi" veya "teknik uzmanlar tarafından yönetim" kavramı, Büyük Buhran döneminde güçlü, neredeyse kült benzeri bir takipçi kitlesine sahipti ve Amerika'da en çok tartışılan konulardan biri haline gelmişti. Elon Musk'ın büyükbabasının bile Kanada şubesine üye olduğu bu hareket, teknolojiyi tarihin ana devrimci gücü olarak görüyordu ve nihai amacı, teknik uzmanlardan oluşan bir kurul tarafından yönetilen anti-demokratik bir devlet kurmaktı.
Teknoloji devlerinin devletle giderek artan entegrasyonu, modern toplumun yönetim biçimlerini ve güç dengelerini kökten değiştirme potansiyeli taşıyor.