ABD merkezli eğitim odaklı kar amacı gütmeyen kuruluş Tavaana tarafından çevrimiçi paylaşılan bir doktor mektubu, İran'daki durumun uluslararası medya tarafından tam olarak anlaşılamadığını ortaya koyuyor. Mektupta, güvenlik güçlerinin tereddütlü veya zayıf olduğu yönündeki haberlerin aksine, gerçekte kitlesel katliamların yaşandığı belirtiliyor. Doktor, İran'daki gerçekliğin dışarıdan görünenin tam tersi olduğunu ve durumun ciddiyetinin hafife alındığını vurguluyor. Bu iddialar, rejimin protestoculara karşı uyguladığı şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.
İran rejiminin binlerce göstericiyi acımasızca bastırmak için güvenlik güçlerini görevlendirmesinin ardından, can kayıplarına ilişkin tahminler büyük farklılıklar gösteriyor. İranlı insan hakları grubu HRANA yüzlerce kişiden bahsederken, rejimin kendi yetkilileri 3.000, Londra merkezli Iran International ise 12.000 ölü sayısından bahsediyor. X'te paylaşılan altı dakikalık bir videoda Tahran'daki protestoculara yönelik en az 262 el ateş açıldığı ve sürekli otomatik silah seslerinin duyulduğu iddia ediliyor. Eğer 12.000 sayısı doğruysa, bu, rejimin sadece birkaç gün içinde 1979 İslam Devrimi sırasında öldürülen insan sayısının en az dört katını katlettiği anlamına geliyor.
Ülke genelinde uygulanan internet ve telefon kesintileri nedeniyle protestocuların maruz kaldığı kayıpların tam boyutunu bilmek imkansız. Ancak, özellikle yaralı protestocularla dolup taşan klinik ve hastanelerdeki sağlık profesyonellerinden sızan haberler, korkunç bir tablo çiziyor. İran'dan kaçmadan önce günlerce yaralıları tedavi eden bir doktor, deneyimlerini "Gördüğüm travma vakaları vahşiceydi, öldürmek için ateş edilmişti"; "Bu bir savaş durumu gibi ele alındı – her yolla bastırın"; "Vurulmak için protestocu olmanıza gerek yoktu. Sadece yoldan geçiyor olabilirdiniz" şeklinde aktarıyor. Bu ifadeler, rejimin şiddetinin rastgele ve acımasız doğasını ortaya koyuyor.
İran rejiminin protestoculara karşı uyguladığı şiddetin boyutu ve can kaybı iddiaları, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi gereken vahim bir insan hakları krizine işaret ediyor.