2014 yılında Google mühendisi Justine Tunney'nin Beyaz Saray'a sunduğu sıra dışı dilekçe, tüm devlet çalışanlarının emekli edilmesini, idari yetkinin teknoloji endüstrisine devredilmesini ve Google yöneticisi Eric Schmidt'in Amerika'nın CEO'su olarak atanmasını öneriyordu. Bu teklif ilk başta bir şaka gibi görünse de Tunney'nin ciddi olduğu anlaşıldı. Makale, bu fikrin Silikon Vadisi'nde yükselen "tamamen kurumsal despotizm" akımının bir yansıması olduğunu belirtiyor. Bu ideoloji, Steve Jobs'un vizyonu, Ayn Rand'ın felsefesi ve Ray Kurzweil'in düşüncelerinden beslenen, teknoloji kültürüne özgü, tuhaf bir karışım olarak tanımlanıyor. Tunney'nin, Occupy Wall Street hareketinin eski bir figüründen nasıl radikal sağcı bir görüşe evrildiği de makalede sorgulanıyor.
Tunney'nin takipçilerine "Mencius Moldbug" okumalarını tavsiye etmesiyle, bu "neo-gerici" hareketin kökenlerine iniliyor. Mencius Moldbug, yani San Francisco'lu yazılım geliştiricisi Curtis Guy Yarvin, teknoloji çevrelerinde saygı gören, anlaşılması zor ama üretken bir blogger olarak tanıtılıyor. Onun takipçileri kendilerini "Karanlık Aydınlanma"nın öncüleri olarak görüyor ve halkın oy hakkına, eşitlikçiliğe ve çoğulculuğa karşı çıkıyorlar. Bu grubun genellikle "politik doğruculuktan" rahatsız olan genç, beyaz erkeklerden oluştuğu ve ideal toplumlarının "Blade Runner" filmini andırdığı belirtiliyor. Bu kişiler kendilerini "The Matrix" filmindeki gibi "kırmızı hapı" almış, gerçeği görmüş kahramanlar olarak konumlandırıyorlar.
Makale, Moldbug'un fikirlerinin, teknoloji dünyasında nasıl yankı bulduğunu ve bu tür radikal düşüncelerin Silikon Vadisi'nde nasıl bir zemin bulduğunu ortaya koyuyor. Bu hareketin sadece bir şaka veya marjinal bir görüş olmadığını, ciddi bir ideolojik akım olduğunu vurguluyor. Teknoloji endüstrisinin sadece yenilikçi ürünler yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda radikal siyasi ve toplumsal dönüşüm hayalleri kuran figürlere de ev sahipliği yaptığına dikkat çekiliyor.
Teknoloji dünyasındaki bazı figürlerin, demokratik süreçleri reddederek kurumsal bir despotizmi savunan radikal siyasi ideolojilere yönelmesi, dijital çağın gelecekteki yönetim anlayışları hakkında endişe verici sorular ortaya koyuyor.