Amerika'da okuma alışkanlıkları onlarca yıldır düşüşte. 2022'deki bir ankete göre Amerikalıların yarısından azı son 12 ayda tek bir kitap okurken, 13 yaşındaki çocukların sadece %14'ü neredeyse her gün keyif için okuyor; bu oran on yıl öncesine göre %27'den düşmüş durumda. Eğitimciler ve politika yapıcılar bu düşüşü tersine çevirmek için çabalıyor. Uluslararası Yayıncılar Birliği gibi kuruluşlar, okumayı "demokrasinin bağlı olduğu" bir eylem olarak tanıtarak, vatandaşların karmaşıklığı deneyimlemesi ve iç özgürlüklerini geliştirmesi için bir alan olduğunu savunuyor.
Ancak makale, bu tür argümanların insanları daha fazla okumaya ikna etmede başarısız olduğunu belirtiyor. Çünkü bu yaklaşımlar, insanların neden okuyucu olduğunu yanlış anlıyor. Okumanın toplum için iyi olduğu gerekçesiyle edebiyatı sevmeyi söylemek, dini toplum için iyi olduğu gerekçesiyle Tanrı'ya inanmayı söylemek gibidir; kişisel bir tutku olması gereken bir şey için faydacı bir argüman sunar.
Yazar, okumayı bir kamu görevi olarak değil, özel bir zevk, hatta bazen bir "kusur" olarak tanımlamanın daha etkili olacağını öne sürüyor. Edebiyatın bir zamanlar "sapkın" kabul edildiği dönemlerde, ahlakçılar insanları tehlikeli kitapları okumaktan alıkoyamazken, şimdi kitaplar erdemli ve eğitici görüldüğünde kimse onları eline almaya ikna edilemiyor. Yazar, beşinci sınıfta bir imla testini fark etmeden bir kitaba dalıp okuduğu anısını paylaşarak, okumanın doğasında yatan bu kişisel ve bazen "sorumsuz" cazibeyi vurguluyor.
Okuma alışkanlıklarının düşüşünü tersine çevirmek için okumayı bir kamu görevi yerine kişisel bir zevk ve tutku olarak ele almak, daha etkili bir yaklaşım sunabilir.