Müzeler, koleksiyonlarını tahrip eden ve eserleri bozabilen küf sorunlarıyla sürekli mücadele ediyor. Geleneksel olarak, kurumlar nemli ortamlarda gelişen yaygın mantarları engellemek için belirli protokoller uyguluyor. Ancak son zamanlarda, küratörler normal kurallara meydan okuyan şaşırtıcı istilalarla karşılaşıyor. Bu durum, uzun süredir devam eden bu savaşta yeni bir cephe açıldığını gösteriyor. Müzeler, küf istilaları hakkında büyük bir gizlilik içinde hareket ediyor. Küratörler, bu tür sorunların kurumlarının finansmanını olumsuz etkilemesinden veya seyahat eden sergilerden men edilmelerine yol açmasından korkuyor. Bu nedenle, bir istila meydana geldiğinde genellikle sır olarak saklanıyor ve hatta remediation ekipleri hasarı görmeden önce gizlilik yemini etmek zorunda kalıyor. Bu gizlilik, sorunun yaygınlığını ve ciddiyetini anlamayı zorlaştırıyor. Ancak, bir grup araştırmacı ve mikolog, bu mantar istilaları hakkında bilgi alışverişinde bulunmaya başladı. Bu tartışmalardan rahatsız edici bir gerçek ortaya çıktı: Düşük nemde bile gelişebilen, yani çürümeden korunduğu düşünülen ortamlarda bile yaşayabilen bir küf sınıfı var. "Kserofil" adı verilen bu küfler, yanardağ kalderaları ve kavurucu çöller gibi kuru, düşmanca ortamlarda hayatta kalabiliyor. İtalya Ulusal Araştırma Konseyi'nden mikolog Flavia Pinzari'ye göre, eserleri korumak için gösterilen çabalarla, bu küflerin büyümesi için "mükemmel koşullar" yaratılmış durumda. Mevcut koruma kuralları bu türleri hiç dikkate almamış.
Müzelerin eserleri korumak için uyguladığı geleneksel yöntemlerin, yeni keşfedilen kuraklığa dayanıklı küf türleri için ideal üreme ortamları yarattığı ortaya çıktı.