Plastik kirliliğinin küresel bir sorun olduğu biliniyor ve bu sorunun büyüme hızı endişe verici. Yakın tarihli bir rapora göre, 2040 yılına kadar plastik kirliliğinin iki katından fazla artması bekleniyor. Özellikle mikroplastik kirliliğinin %50'den fazla artacağı ve yüksek gelirli topluluklarda toplam plastik kirliliğinin önemli bir kısmını oluşturacağı tahmin ediliyor. Mikroplastiklere yönelik endişeler, bu küçük plastik parçacıklarının insan kanı, akciğerleri ve dışkı örneklerinde bulunmasıyla son yıllarda arttı. Hatta 2025'te yayımlanan bir makale, insan beyninde vücudun diğer bölgelerine göre çok daha yüksek seviyelerde mikroplastik bulunduğunu ve bunların demans, üreme bozuklukları, iltihaplanma ve kanserle ilişkilendirildiğini öne sürmüştü.
Ancak geçen hafta The Guardian'da yayımlanan bir haber, önceki yıllardaki bu iddialara "bomba etkisi yaratan" bir şüphe düşürdü. Almanya'dan Dr. Dušan Materić, 2025 tarihli beyindeki plastik çalışmasını "şaka" olarak nitelendirdi. Materić, yağların belirli plastik türleri için yanlış alarmlara neden olabileceğini ve beynin yüksek yağ içeriğinin (%60) bildirilen yüksek plastik varlığını açıklayabileceğini belirtti. Ayrıca, artan obezite oranlarının da bu durumu etkileyebileceği vurgulandı.
Bu eleştiriler sadece beyindeki mikroplastiklerle sınırlı değil; kalp, kan ve üreme organlarındaki tehlikeli plastik parçacıklarını rapor eden diğer önemli çalışmalar da kusurlu tespit prosedürleri ve kontrol testlerinin eksikliği nedeniyle sorgulanıyor. Bazı sonuçlar "temelde güvenilmez" olarak adlandırılıyor. Bu durum, mikroplastiklerin varlığını tamamen bilimsel bir fantezi olarak görmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak, bu görünmez tehditle ilgili bilimsel anlayışımızın hala gelişmekte olduğunu ve daha fazla titiz araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
Mikroplastiklerin insan vücudu üzerindeki etkileri ve tespit yöntemleri hakkındaki bilimsel anlayışımız sürekli gelişiyor ve önceki bulgular yeniden değerlendiriliyor.