Temmuz 1962'de, Michel Siffre saatini çıkarıp Fransız Alpleri'ndeki Scarasson'un derinliklerine indi. Yüzeyin 130 metre altındaki bir mağarada, bir buzulun yanında kamp kurdu. Tek ışık kaynağı olarak bir el feneriyle ve zamanın geçişine dair tüm hatırlatıcılardan yoksun bir şekilde, 63 gün boyunca yeraltında tek başına yaşadı. Yüzeye çıktığında, gözlerini güneşten korumak için gözlük takmış haldeyken, dünya basını onu bekliyordu. Siffre bir jeologdu, ancak başlangıçta buzul araştırması olarak planladığı keşif, zaman hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan yaşamanın insan üzerindeki etkilerini inceleyen ilk çalışma olarak ün kazandı.
Siffre, vücudumuzun kendi iç saatine sahip olabileceğini gösteren ilk kişiydi. O zamandan beri, kronobiyoloji son derece önemli bir araştırma alanı haline geldi. Yaklaşık 80 yaşında olan Siffre, Nice'te küçük bir apartman dairesinde yalnız yaşıyor. Dairesi, dev fosil amonitler de dahil olmak üzere o kadar çok hatıra ile dolu ki, adeta bir mağarayı andırıyor. Yaşına rağmen enerji dolu olan Siffre, dağınıklık için özür dilese de, duvarlara asılı tırmanma ekipmanlarından, başarılarının çerçeveli fotoğraflarına kadar her şey, bu enerjinin hayatının belirleyici bir özelliği olduğunu gösteriyor. Apollo görevlerinde kullanılan elektrot macunu tüpünü gösterirken, uzay yarışının ona nasıl ilham verdiğini anlatıyor; Yuri Gagarin'in uzaya çıkan ilk insan olmasıyla ABD ve SSCB, uzun görevlerin etkilerini merak ediyordu.
Bu deney, insan vücudunun dışsal zaman ipuçlarından bağımsız olarak işleyen bir iç saate sahip olduğunu ortaya koyarak kronobiyoloji alanının temelini atmıştır.