Jonathan Zamora, yedi yaşındayken Meksika'nın 1986 Dünya Kupası'na ev sahipliği yaptığı dönemi, babasıyla izlediği unutulmaz Arjantin-İngiltere çeyrek finaliyle hatırlıyor. O zamanlar 13 maçı kapsayan bilet paketleri kişi başı yaklaşık 150 dolardı ve bu, futbol tarihinin en ikonik anlarından birine tanıklık etmesini sağlamıştı. Şimdi 71 yaşında olan babasıyla 2026 Dünya Kupası'nı tekrar izleme hayali kuran Zamora, petrokimya mühendisliği alanında yüksek lisans yapmış ve iyi bir işte çalışmasına rağmen, bilet alma konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Son dört aydır FIFA'nın web sitesi üzerinden bilet çekilişlerine katılmasına rağmen başarılı olamayan Zamora, "Giderek Meksika'da aslında bir Dünya Kupası yokmuş gibi hissediyorum" diyor. Turnuvanın ilk kez üç farklı ülkede (ABD, Kanada ve Meksika) düzenlenecek olması ve 104 maçın sadece 13'ünün Meksika'da oynanacak olması, bu dışlanmışlık hissini pekiştiriyor. ABD'de 78 maçın oynanacak olması, özellikle en tutkulu taraftarlardan biri olarak kabul edilen Meksikalı futbolseverler arasında büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.
Yüksek bilet fiyatları ve sınırlı erişim, sporun uluslararası dayanışma ruhunu taşıması beklenen bu etkinliğin, Donald Trump'ın ikinci dönemindeki gergin jeopolitik ortamda, ABD'nin komşularıyla olan ilişkilerini de etkileyen bir arka planla birleşince daha da karmaşık bir hal alıyor. Taraftarlar, biletlerin nasıl dağıtıldığına dair belirsizlikler ve erişim zorlukları nedeniyle, kendi ülkelerinde düzenlenen bu büyük spor şölenine katılamama endişesi taşıyor. Bu durum, Meksika'daki Dünya Kupası heyecanını ciddi şekilde gölgeliyor.
Dünya Kupası'nın ev sahibi ülkelerden birinde bile yerel halkın yüksek bilet fiyatları ve erişim zorlukları nedeniyle dışlanmış hissetmesi, sporun birleştirici ruhuna gölge düşürüyor.