Makale, büyük dil modellerini (LLM'ler) 400 yıllık bir "güven hilesi" olarak tanımlıyor ve bu kavramı mekanik hesap makinelerinin icadına kadar götürüyor. Wilhelm Schickard'ın 1623'teki ilk tasarımlarından Blaise Pascal'ın 1643'teki geliştirmelerine kadar, makinelerin zihinsel yükü hafifleteceği ve doğru sonuçlar vereceği inancı yüzyıllar boyunca pekiştirildi. Bu süreçte, makine cevaplarının doğruluğun altın standardı olduğu fikri yerleşti ve insanlığın alışkanlıkları ile karar alma mekanizmaları bu temel varsayım üzerine inşa edildi. Yazar, bir güven hilesinin üç aşamasını sıralıyor: güven inşa etmek, duyguları sömürmek ve acil eylem gerektiren bir bahane yaratmak. LLM'lerin bu çerçeveye nasıl oturduğunu açıklarken, makinelerin doğruluğuna duyulan köklü güvenin ilk aşamayı oluşturduğunu belirtiyor. İkinci aşama olan duygusal sömürüde ise, LLM'ler etrafındaki retoriğin hem korku hem de hayranlık uyandırmak üzere tasarlandığına dikkat çekiliyor. Örneğin, GPT-3 gibi modellerin gücü hakkında yaratılan gizem ve potansiyel tehlikeler hakkındaki söylemler, kullanıcıların duygusal tepkilerini hedef alıyor. Bu tarihi perspektif, LLM'lere yönelik güncel heyecanın ve endişelerin, aslında insanlığın makinelere olan bağımlılığının ve onlara atfettiği güvenin uzun bir evriminin sonucu olduğunu öne sürüyor. Makale, LLM'lerin sadece teknolojik bir ilerleme değil, aynı zamanda bu köklü güven ilişkisinin ve duygusal manipülasyonun modern bir tezahürü olduğunu iddia ederek, bu teknolojilere eleştirel bir bakış açısı sunuyor.
Büyük dil modellerine yönelik mevcut algının, insanlığın makinelere duyduğu köklü güvenin ve duygusal manipülasyonun bir devamı olduğunu ortaya koyuyor.