2007 yılında astrofizikçi René Hudec, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nin arşivlerinde, dijital dedektörler çağının öncesinden kalma binlerce cam plakayı inceliyordu. Amacı, OJ 287 adı verilen, birbirine kenetlenmiş iki süper kütleli kara deliğin oluşturduğu bir ikili sistemin parlaklık değişimlerini takip etmekti. Hudec, 1896'ya kadar uzanan 2.000'den fazla cam plaka üzerinde yaptığı detaylı incelemelerle, daha önce bilinmeyen birçok parlama olayını, özellikle de 1900'deki büyük bir parlamayı keşfetti. Bu tarihi veriler, gökbilimcilerin OJ 287 sistemini daha iyi modellemesine ve parlamalara yol açan fiziksel süreçleri anlamasına olanak sağladı. Daha küçük kara deliğin, diğerinin yığılma diski içinden geçerken yarattığı bu "havai fişekler", Hudec'in tespit ettiği tarihi parlamalarla örtüşüyordu.
Evren, OJ 287 gibi zamanla parlaklığı değişen sayısız nesneyle dolu. Gökbilimciler, gökyüzünün sürekli değişen bu dinamik yapısını anlamanın, kozmosu kavramak için temel olduğunu belirtiyor. Bu anlayış, Şili And Dağları'nda inşa edilen ve 2026'da faaliyete geçecek olan Vera C. Rubin Gözlemevi gibi yeni nesil büyük gözlemevlerinin geliştirilmesine yol açtı. Rubin Gözlemevi, 10 yıl sürecek bir araştırma ile değişen ve hareket eden her şeyi izleyerek "zaman alanı evreni"ni ortaya çıkaracak.
Bu proje, Hudec'in yaptığı gibi eski teleskop verilerini (hem dijital hem de cam plakalar üzerindeki) modern dijital gözlemlerle birleştirerek, evrenin daha önce hiç olmadığı kadar dinamik ve kapsamlı bir görüntüsünü sunmayı hedefliyor. Geçmişin kayıtları ile günümüzün ileri teknolojilerini harmanlamak, kozmik olayların uzun vadeli evrimini anlamak ve evrenin sürekli değişen doğasına dair derinlemesine bilgiler edinmek için kritik bir yöntem sunuyor.
Tarihi astronomik verilerin modern gözlem teknikleriyle birleştirilmesi, kozmosun dinamik ve sürekli değişen doğasına dair eşi benzeri görülmemiş bilgiler sağlıyor.