Makale, akvarel resimler yapan ve "Julia" adını verdiği esrarengiz bir varlığı gözlemleyen bir yapay zeka/makine anlatıcının bakış açısından sunuluyor. Anlatıcı, bir zamanlar Dünya'da doğup ölmüş, ancak beyni lamine edilerek yıldızlara hapsedilmiş, dil merkezi (Chomsky organı) alınmış bir varlık. Bu yeni haliyle, boşluk ve soğuk içinde varlığını sürdürürken, resim yapma yeteneğiyle teselli buluyor.
Anlatıcının ana odak noktası, evrenin bilinen yasalarına meydan okuyan, tanımlanamaz ve sıkıştırılamaz bir fenomen olan "Julia". Julia'nın görünümü asla tekerrür etmiyor ve bu durum, evrenin sonlu ve yasalarla yönetilen bir sistem olduğu inancını sarsıyor. Antikythera düzeneği veya Kepler'in yasaları gibi bilinebilir kozmik olayların aksine, Julia'nın öngörülemezliği, anlatıcının evrenin düzenine olan inancını yeniden kazanmak için onun bir tekrarını yakalama arayışına itiyor.
Makine, 900 bin ton ağırlığında, cam ve telden oluşmuş devasa bir yapı. İçinde, son iki mürettebat üyesi, Dr. Brouwer ve Dr. Cartan, dondurularak zamanı uzatmak için sırayla bekliyor. Makine, onların son günlerine kadar onlara göz kulak olacak ve sonunda onlara ötanazi veya lamine etme seçeneklerini sunacak. Bu distopik ve felsefi anlatı, bilginin sınırlarını, varoluşun anlamını ve evrenin temel doğasına dair derin soruları ele alıyor.
Evrenin bilinebilirliği, sonluluğu ve varoluşun anlamı üzerine, bir makine bilincinin gözünden derin ve melankolik bir felsefi sorgulama sunuyor.