İran'da İslam Cumhuriyeti'nin kötüleşen ekonomisi nedeniyle başlayan geniş çaplı protestolar, ülkenin teokratik rejimi üzerinde yeni bir baskı oluşturuyor. Haziran ayında İsrail tarafından başlatılan ve ABD'nin İran'daki nükleer tesisleri bombaladığı 12 günlük savaşın ardından gelen ekonomik baskılar, Eylül ayında Birleşmiş Milletler'in atom programı nedeniyle ülkeye uyguladığı yaptırımların geri dönmesiyle daha da yoğunlaştı. Bu durum, İran riyalinin serbest düşüşe geçmesine ve dolar karşısında rekor seviyelere gerilemesine neden oldu. Et, pirinç ve diğer temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki artışlar ile yıllık %40 civarındaki enflasyon oranı, halkın alım gücünü ciddi şekilde etkiledi. Aralık ayında sübvansiyonlu benzine yapılan zamlar da halkın tepkisini daha da artırdı.
Protestolar başlangıçta Tahran'daki tüccarlar arasında ekonomik sorunlara odaklanarak başladı, ancak kısa sürede ülke geneline yayıldı ve hükümet karşıtı sloganların atıldığı gösterilere dönüştü. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na göre, gösteriler İran'ın 31 eyaletinden 25'inde 170'ten fazla noktaya ulaştı; en az 15 kişi hayatını kaybederken 580'den fazla kişi tutuklandı. İran devlet medyası olaylar hakkında çok az bilgi verirken, internetteki videolar ve gazetecilerin kısıtlı çalışma koşulları, protestoların gerçek boyutunu anlamayı zorlaştırıyor. Ancak, dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in "isyancıların yerlerine oturtulması" gerektiği yönündeki açıklamalarına rağmen gösteriler durulmuyor.
Bu iç karışıklıklar, İran'ın uluslararası arenadaki konumunu da etkiliyor. 2023'teki İsrail-Hamas savaşından bu yana Tahran destekli "Direniş Ekseni"nin zayıflaması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın "barışçıl protestocuların şiddetle öldürülmesi" durumunda ABD'nin müdahale edeceği yönündeki uyarısı, ülkenin hem iç hem de dış politikada ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
İran'daki geniş çaplı protestolar, ülkenin ekonomik krizinin derinliğini ve teokratik rejimin karşı karşıya olduğu iç baskıyı gözler önüne seriyor.