Braganza'lı Catherine'in 1662'de İngiltere Kralı II. Charles ile evliliği, Portekiz ve İngiltere arasındaki derin bağları güçlendiren önemli bir diplomatik adımdı. Bu evlilik, o dönemin jeopolitik ve finansal çıkarları doğrultusunda stratejik bir kumar niteliğindeydi. İngiltere, ekonomisini yeniden inşa etmek için altın ve limanlara ihtiyaç duyarken, Portekiz ise İspanya'dan bağımsızlığını korumak adına İngiltere'nin askeri desteğini arıyordu. Catherine'in annesi Luisa de Guzmán, bu ittifakın mimarıydı ve evlilik anlaşmasıyla İngiltere, Bombay ve Tanca'yı kazanırken, Brezilya ve Doğu Hint Adaları'na erişim sağladı.
Ancak Catherine'in İngiltere'deki ilk izlenimleri pek de olumlu değildi. Katolik olması nedeniyle Anglikan töreninde taç giyemedi ve bu durum evliliğe karşı büyük bir muhalefete yol açtı. Manastırda yetişmiş, dindar ve çekingen bir kişiliğe sahip olan Catherine'in koyu renkli giysileri ve mesafeli tavırları, İngiliz sarayının daha gösterişli ve özgür ruhlu atmosferiyle çatışıyordu. Evliliğinin ilk haftasında hastalanması ve kocasının hamile metresi Barbara Palmer ile vakit geçirmesi, Catherine'in İngiltere'ye "satıldığı" hissine kapılmasına neden oldu. Bu zorlu başlangıca rağmen, zamanla aralarında bir miktar sevgi geliştiği düşünülse de, ilk günler tam bir felaketti.
Catherine'in bu zorlu evliliğinin ve İngiltere'deki yaşamının en belirgin miraslarından biri ise küçük bir tahta kutuda getirdiği kişisel çay (chá) tedarikiydi. O dönemde İngiltere'de pek bilinmeyen çay, Catherine sayesinde sarayda ve zamanla tüm ülkede popülerleşerek İngiliz kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu evlilik, sadece siyasi bir anlaşma olmaktan öte, Portekiz'in kültürel bir öğesini İngiltere'ye taşıyarak kalıcı bir etki bırakmıştır.
Braganza'lı Catherine'in II. Charles ile evliliği, sadece siyasi bir ittifak değil, aynı zamanda çayın İngiliz kültürüne girişini sağlayan önemli bir kültürel dönüm noktasıdır.