Yazar, kendi tüketim alışkanlıklarını (bira, kitap, mobilya gibi) incelediğinde ilginç bir örüntü fark eder: ya ucuz ve sıradan ürünleri ya da lüks ve sofistike olanları tercih ederken, orta seviye, "orta sınıf" ürünlerden kaçınmaktadır. Başlangıçta bunu kişisel özgünlüğüne bağlasa da, bu durumun sadece kendisine özgü olmadığını ve birçok alanda benzer bir "yüksek-kültür" veya "düşük-kültür" kabul edilebilirliği, ancak "orta-kültür"ün reddi olduğunu gözlemler. Bu gözlem, onu Pierre Bourdieu'nün 1979 tarihli "Ayrım: Zevk Yargısının Toplumsal Eleştirisi" (Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste) adlı eserine götürür. Bourdieu'nün teorisi, zevkin bireysel bir tercih olmaktan ziyade, toplumsal sınıf, statü ve "ayrım" arayışıyla derinden ilişkili bir yapı olduğunu savunur. İnsanların neyi "iyi" veya "kötü" bulduğunun, aslında kendi toplumsal konumlarını ve diğerlerinden farklılaşma çabalarını yansıttığını öne sürer. Yazar, Bourdieu'nün kitabının karmaşık ve yoğun dilini eleştirse de, sosyolojik açıdan 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen bu çalışmanın, zevklerimizin ardındaki toplumsal dinamikleri anlamak için güçlü bir çerçeve sunduğunu kabul eder. Bu teori, kişisel zevklerimizin aslında ne kadar da toplumsal kodlarla şekillendiğini ve statü sinyalleri taşıdığını ortaya koyar.
Zevklerimizin kişisel tercihlerden ziyade toplumsal sınıf ve statü arayışıyla şekillendiğini anlamak, tüketim alışkanlıklarımızın ardındaki gizli dinamikleri ortaya koyar.