Yazar, HSBC'den e-postalarının "teslim edilemediği" ve e-posta adresini güncellemesi gerektiği yönünde bir mektup aldığında şaşkınlık yaşar. Hesabına giriş yaptığında e-posta adresinin zaten doğru olduğunu görür. Canlı destek ve ardından müşteri hizmetleriyle yaptığı uzun görüşmelerde, banka temsilcileri sürekli olarak e-posta adresini nasıl güncelleyeceğini anlatmaya çalışır, oysa yazarın sorunu bu değildir. Sonunda, müşteri hizmetleri e-posta adresi doğruysa mektubu dikkate almaması gerektiğini belirtir. Bu durum, yazarın bankanın temel e-posta işleyişini anlamadığına dair şüphelerini artırır.
Yazar, sorunun kökenine inmek için HSBC'den gelen son e-postalarını inceler ve "takip pikselleri" adı verilen 1x1 boyutunda görünmez görüntüler keşfeder. Bu pikseller, e-postanın ne zaman ve kaç kez açıldığını, hatta yeniden okunduğunu bile gizlice izlemek için kullanılır. Her e-posta açıldığında, bu piksellerin bağlı olduğu web adreslerine bir bağlantı kurulur ve bu sayede banka, kullanıcının e-posta etkileşimlerini takip edebilir. Yazar, bu durumun okundu bilgisi istemekten çok daha invaziv olduğunu, çünkü kullanıcının rızası olmadan sürekli izleme yapıldığını vurgular.
HSBC'nin bu izleme yöntemini "e-postaların teslim edilemediği" bahanesiyle kullanması, yazarın bankanın gizlilik ve kullanıcı verilerine yaklaşımını sorgulamasına neden olur. Bankanın, e-postaların gerçekten teslim edilip edilmediğini kontrol etmek yerine, kullanıcıların e-postalarla nasıl etkileşim kurduğunu takip etmeye odaklanması, dijital iletişimdeki temel prensiplere aykırı bir davranış olarak değerlendirilir. Bu durum, bankacılık gibi hassas bir sektörde müşteri güvenini zedeleyebilecek ciddi bir gizlilik ihlali potansiyeli taşımaktadır.
Bankaların e-posta teslimat sorunlarını takip pikselleriyle çözmeye çalışması, kullanıcı gizliliği ve veri güvenliği konusunda ciddi endişeler yaratıyor.