Hint Okyanusu'ndaki uzak bir adada yapılan çığır açıcı bir araştırma, yarasaların yeni bir ortamda yön bulma yeteneklerini nasıl geliştirdiğini ortaya koydu. Bilim dergisinde yayımlanan bu çalışma, yarasaların beyinlerinde, çevrelerindeki önemli noktaları kullanarak bir "iç pusula" oluşturduğunu gösterdi. Bu iç pusula, Dünya'nın manyetik alanı veya yıldızlar yerine, çevresel işaretlerle ayarlanıyor ve hayvanın zihinsel haritasını şekillendiriyor. Bu, memelilerin doğal ortamlarında harita oluşturma yetenekleri üzerine yapılan ilk vahşi deneylerden biri olup, laboratuvar sonuçlarını doğruluyor ve bir sinirsel pusulanın çevreye nasıl bağlandığına dair iki rakip teoriden birini destekliyor.
Araştırmacılar, yayımlanmamış takip deneylerinde, navigasyon için kritik olan diğer hücrelerin vahşi doğada laboratuvar ortamına göre çok daha fazla bilgi kodladığını belirtiyor. Bu durum, nörobiyolojik teorilerin gerçek dünya koşullarında test edilmesinin önemini vurguluyor. Nörobilimciler, benzer bir iç pusulanın, "baş yönü hücreleri" (head direction cells) olarak bilinen nöronlardan oluştuğunu ve henüz tam olarak yeri belirlenememiş olsa da insan beyninde de bulunabileceğine inanıyorlar. Bu mekanizmanın keşfi, "yönünü kaybetme" ve hızla yeniden yönlenme gibi yaygın hislere ışık tutabilir, hatta bazılarımızın neden yön bulmada bu kadar kötü olduğunu açıklayabilir.
Memeli beyninin çevrede nasıl gezindiği, yarım yüzyıldan uzun süredir bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Bu alandaki çalışmalar, Nobel Ödülü kazanan birçok önemli keşfe yol açtı. 1970'lerin başında John O'Keefe, sıçanların beynindeki hipokampus bölgesinde belirli konumlara tepki veren "yer hücrelerini" (place cells) keşfetti. Daha sonra May-Britt Moser ve Edvard Moser, yakındaki bir beyin bölgesinde beynin bir koordinat sistemi oluşturmasını sağlayan "ızgara hücrelerini" (grid cells) buldular. Bu üç araştırmacı, keşifleriyle Nobel Ödülü'ne layık görüldü. Bu iki hücre tipi birlikte, bir hayvanın çevresinin haritasını oluşturabilir.
Bu araştırma, memeli beyninin doğal ortamında yön bulma mekanizmalarını anlamamızı derinleştirerek, insanlardaki yönelim bozukluklarına dair yeni perspektifler sunuyor.