Haksız fiil hukuku (tort law), bireyler arasındaki zararların tazminini düzenleyen temel bir hukuk alanıdır ve ne anlama geldiği ile ne işe yaradığı konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir yanda, haksız fiilleri toplumsal refahı artırmak, istenmeyen davranışları caydırmak ve kaza maliyetlerini en iyi taşıyabilecek taraflara dağıtmak amacıyla oluşturulmuş yasal sorumluluk kuralları olarak gören "araçsalcı" (instrumentalist) bir görüş vardır. Bu görüş, 20. yüzyılda Amerikan hukuk kültüründe güçlü bir destek bulmuştur.
Diğer yanda ise, haksız fiil hukukunun kişilerarası ahlakla iç içe olduğunu savunan "ahlakçı" (moralist) bir anlayış mevcuttur. Bu görüşe göre, ihmal, aldatma, saldırı gibi kavramlar günlük ahlaki yaşamdan tanıdık olup, haksız fiil hukukunun temel normatif yapısını yansıtır. Haksız fiil hukuku, mahkemelerin "ortak ahlak ve sağduyu" ilkelerini uygulayarak şekillendirdiği bir hukuk doktrini bütünüdür. Bu ahlakçı yaklaşım, özellikle Amerika'da son yıllarda yeniden ilgi görmüş, diğer common law ülkelerinde ise uzun süredir akademik ve yargısal bir ortodoksi olmuştur.
Bu ahlakçı yaklaşımın en bilinen örneklerinden biri, Baş Yargıç Cardozo'nun Palsgraf v. Long Island Railroad Co. davasındaki kararıdır. Bu davada, bir tren görevlisinin ihmali sonucu düşen bir paketin patlamasıyla uzakta duran Helen Palsgraf'ın yaralanması söz konusudur. Cardozo, yaralanmanın öngörülemezliği nedeniyle Palsgraf'ın tazminat talebini reddetmiştir. Kararın kalıcı önemi, ihmal haksız fiilinin ve genel olarak haksız fiil hukukunun doğasına ilişkin iddialarında yatmaktadır; bu iddialar hem common law mahkemelerinde hem de hukuk akademisinde oldukça etkili olmuştur. Cardozo'nun görüşü, bir davacının zararının öngörülemez olmasının ötesinde, sorumluluk için daha temel bir engel olduğunu vurgulamıştır.
Haksız fiil hukukunun temelini oluşturan sorumluluk kavramının, toplumsal refahı artırma hedefi ile kişilerarası ahlaki ilkeler arasındaki derin felsefi ayrımı ortaya koymaktadır.