Günümüzde, yapay zeka tarafından üretilen ve manipüle edilen ultra gerçekçi görüntüler ile videolar, sosyal medya platformlarını sorumluluk, normlar veya temel nezaket gözetmeksizin büyük ölçekte dolduruyor. Bu durum, 2026 yılı itibarıyla tam bir "gerçeklik krizi"ne yol açmış durumda; hatta Beyaz Saray bile yapay zeka ile manipüle edilmiş görselleri paylaşıyor. Bu gelişmeler, telefonlarımızla çekilen fotoğrafların ve videoların yıllardır giderek daha fazla işlenmiş ve yapay zeka tarafından üretilmiş hale geldiği bir sürecin doğal bir sonucu olarak görülüyor.
Bu kriz karşısında, birçok kişi gerçek fotoğrafları ve videoları sahte olanlardan ayırmaya yardımcı olacak bir sistemin neden olmadığını sorguluyor. Sektördeki en umut vadeden girişimlerden biri olan C2PA (Content Credentials), Adobe liderliğinde Meta, Microsoft ve OpenAI gibi büyük oyuncuların katılımıyla ortaya çıktı. Ancak C2PA'nın ciddi kusurları bulunuyor. Öncelikle, bir yapay zeka tespit sistemi olmaktan ziyade, daha çok bir fotoğrafçılık metadata aracı olarak tasarlandı. İkinci olarak, internet genelinde etkili olabilmesi için gereken tüm oyuncular tarafından tam anlamıyla değil, sadece isteksizce benimsendi.
Bu durum, toplumun fotoğraf ve videoları değerlendirme biçiminde büyük bir değişime işaret ediyor. Instagram yöneticisi Adam Mosseri'nin bile artık görsellere ve videolara eskisi gibi güvenilmemesi gerektiğini açıkça belirtmesi, bu paradigmatik değişimin ciddiyetini gözler önüne seriyor. Yapay zeka etiketleme çabaları, dezenformasyon ve karmaşık metadata standartları karşısında yetersiz kalıyor ve bu da gerçekliğin deepfake savaşını kaybetmesine neden oluyor.
Yapay zeka destekli deepfake içeriklerin yaygınlaşması, dijital medyanın güvenilirliğini temelden sarsarak toplumsal algı ve bilgi edinme süreçlerini kökten değiştiriyor.