Yazar, dijital cihazların dikkat dağıtıcı etkilerine rağmen, ucuz bir fitness saatinin hayatını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Üç buçuk yıl önce Parkrun'da koşmaya başlayan yazar, başlangıçta zorlansa da, bir koşu saati edindikten sonra antrenmanlarını artırmış, mesafeleri uzatmış ve hatta gelecek yıl Londra Maratonu'na katılma kararı almıştır. Hayatının ilk 49 yılında koşmayan biri olarak, bu değişimi tamamen fitness saatine borçlu olduğunu belirtiyor.
Ancak yazar, fitness takipçilerinin olumsuz yönlerine de dikkat çekiyor ve bu cihazları, giderek daha fazla nicelleşen hayatlarımızın bir mikrokozmosu olarak görüyor. En bariz itiraz, gizlilik ihlali potansiyelidir. Cihazlar konumumuzu takip ediyor ve paylaşımı kolaylaştırıyor. Rus denizaltı komutanının Strava'da paylaştığı koşu rutini nedeniyle suikasta uğraması veya ABD'de bir adamın Fitbit verileri karısının ölümündeki ifadesiyle çeliştiği için cinayetten mahkum edilmesi gibi örnekler, bu riskleri gözler önüne seriyor. Kalp atış hızı verilerinin parmak izi kadar ayırt edici olabileceği ve bulutta kötüye kullanılma potansiyeli konusunda da uyarılar mevcut.
Fitness saati üreticileri cihazları performans aracı olarak pazarlasa da, bu alanda da durum karmaşıktır. Saat, hedefler belirleyerek ve antrenman programları oluşturarak koşuyu optimize etmeye yardımcı olurken, aşırı antrenman yaparak sakatlanmaya yol açabilir. Uyku takip fonksiyonu ise insanları uykuları hakkında fazla düşünmeye iterek uykuya dalmayı zorlaştırabilir; buna "orthosomnia" denir. Ayrıca, "quantification fixation" adı verilen, insanların verilere aşırı bağımlı hale gelmesi gibi daha incelikli bir etki de mevcuttur.
Fitness takip cihazları, kişisel motivasyonu artırırken, gizlilik ihlalleri ve aşırı veri bağımlılığı gibi ciddi riskleri de beraberinde getiriyor.