ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), federal hükümeti takip eden Washington Post gazetecisi Hannah Natanson'ın evine baskın düzenleyerek dizüstü bilgisayarlarına ve telefonuna el koydu. Bu olağanüstü ve agresif hamle, sınıflandırılmış bilgilerin yasa dışı olarak saklanmasıyla ilgili bir soruşturmanın parçası olarak gerçekleşti. Başsavcı Pam Bondi, gazetecinin Pentagon'dan sızdırılan gizli bilgileri elde ettiğini ve raporladığını belirtti. Ancak Washington Post, Natanson'ın soruşturmanın hedefi olmadığını, asıl hedefin gizli raporları evine götürmekle suçlanan sistem yöneticisi Aurelio Perez-Lugones olduğunu doğruladı.
FBI Direktörü Kash Patel, gazetecinin hassas askeri bilgileri elde edip yayınlayarak "savaşçılarımızı tehlikeye attığını ve Amerika'nın ulusal güvenliğini tehlikeye soktuğunu" iddia etti. Ancak gazetecilik kuruluşları ve basın özgürlüğü savunucuları, bu baskını şiddetle eleştirdi. Gazetecilerin gizli bilgileri elde etmesi ve raporlamasının bir suç olmadığını vurgulayan uzmanlar, bir muhabirin evine baskın yapılmasının "gazetecilik korumalarının açık bir ihlali" olduğunu ve "kamunun bilme hakkını zayıflattığını" belirtti. Washington Post yönetimi de Natanson'a tam destek verdiğini ve basın özgürlüğüne olan bağlılıklarını yineledi. Bu olay, Trump yönetimi altında sivil özgürlüklerin aşındığı bir dönemde ABD'de basın özgürlüğü üzerindeki baskıları yeniden gündeme getirdi.
ABD'de basın özgürlüğüne yönelik endişeleri artıran bu olay, gazetecilerin kaynaklarını koruma ve kamuoyunu bilgilendirme hakkının sorgulanmasına yol açtı.