Trump yönetimi, ticari uzay şirketlerinin roket gövdelerini Dünya yörüngesinde bırakmasını engellemeyi amaçlayan bir düzenlemeden geri adım attı. Uzmanlar, bu uygulamanın kamu güvenliğini ve telekomünikasyonu tehdit edebileceğini belirtiyor. Biden yönetimi altında Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından 2023'te önerilen bu tedbir, gezegenimizi çevreleyen artan enkaz yığınını kontrol altına almayı hedefliyordu. Öneri, Elon Musk'ın SpaceX gibi şirketlerin fırlatmadan sonra 25 yıl içinde uzay araçlarını güvenli bir şekilde yörüngeden çıkarmasını zorunlu kılacaktı. FAA, bu roket gövdelerinin "yerdeki insanlar için önemli bir risk oluşturduğunu" ifade etmiş, Mart 2021'de Pasifik Kuzeybatı üzerinde atmosfere yeniden giren bir SpaceX Falcon 9 roketinin Washington'da bir çiftliğe yakıt tankı düşürmesini örnek göstermişti.
Ancak SpaceX ve diğer şirketler, maliyet endişeleri de dahil olmak üzere bu teklifi eleştirdi. Ocak ayında FAA, düzenlemeyi iptal etti ve ajansın bu konuda daha fazla araştırma yapmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. FAA, "uzay fırlatma endüstrisinin maliyet girdilerini ve enkaz azaltma faaliyetlerine ilişkin beklentilerini gözden geçirmeyi" planladığını ve ayrıca bu tür düzenlemeleri yürürlüğe koyma yetkisini de inceleyeceğini ekledi. Bu karar, ticari uzay endüstrisine bir taviz niteliğinde olup, Trump yönetiminin geçen yıl çevre ve halkı korumayı amaçlayan düzenlemeleri geri çekme hamlelerini takip ediyor.
Eleştirmenler ise hükümetin enkazı kontrol etme fırsatını kaçırdığını ve bu süreçte halkı tehlikeye attığını savundu. University of British Columbia'dan Ewan Wright'ın araştırması, önümüzdeki on yıl içinde atmosfere yeniden giren bir roketten kaynaklanan enkazın en az bir seyirciyi öldürme olasılığının %20 ila %29 arasında olduğunu ortaya koydu. Şu ana kadar ölüm vakası yaşanmamış olsa da, küçük yaralanmalar belgelenmiştir. Bu durum, uzay faaliyetlerinin artmasıyla birlikte potansiyel risklerin de arttığını gösteriyor.
Uzay endüstrisinin hızla büyümesiyle artan uzay çöpü sorunu, hükümetin düzenleyici adımlarından geri çekilmesiyle kamu güvenliği ve çevresel riskler açısından daha da kritik hale geliyor.