Adalet Bakanlığı'nın (DoJ) son Epstein arşivi yayınında sergilediği yetersizlik ve mantık hataları büyük eleştirilere yol açtı. Ortak komplocuların isimlerinin sansürlenmesinden, rastgele kadınların fotoğraflarının yanlış şekilde sansürlenmesine, Epstein'ın hesabına giriş yapılmasını sağlayan kimlik bilgilerinin gizlenmemesine ve hatalı dönüştürülmüş Quoted-Printable kodlama artefaktları nedeniyle birçok dosyanın bozulmasına kadar pek çok sorun yaşandı. Bu durum, DoJ'un bu devasa göreve en yetenekli personelini atamadığını açıkça gösterdi. Ancak en çarpıcı kanıtların tamamen gizlendiği düşünülürken, durumun böyle olmadığı ortaya çıktı.
Makalenin yazarı, son arşivleri incelerken ilginç bir detay fark etti: E-postalar sadece kötü bir şekilde düz metne dönüştürülmekle kalmamış, aynı zamanda bazı ikili ekler de orijinal base64 kodlu formatlarında dökümlere dahil edilmişti. Belgeleri incelemekle görevlendirilen stajyer, bu "anlamsız" görünen sayfalarca süren onaltılık (hex) içeriğin önemini kavrayamamış ve sansürleme gereği duymamıştı. Örneğin, EFTA00400459 numaralı bir e-posta, 76 sayfa boyunca base64 olarak kodlanmış bir PDF davetiyesi içeriyordu.
Teorik olarak, bu base64 metinlerini bir metin düzenleyiciye kopyalayıp, baştaki ">" karakterlerini temizleyerek ve "base64 -d > output.pdf" komutuyla orijinal PDF'e dönüştürmek oldukça kolaydır. Ancak DoJ tarafından yayınlanan belgeler, orijinal e-postaların kısmen sansürlenmiş baskılarının taramaları ve kalitesiz Optik Karakter Tanıma (OCR) uygulanmış halleri olduğundan, bu süreç pratik olarak zorlaşmaktadır. Metin kopyalandığında, sayfa numaraları gibi tanımlayıcılar base64 içeriğine karışmakta ve hizalama sorunları yaşanmaktadır, bu da veri kurtarma işlemini karmaşık hale getirmektedir.
Adalet Bakanlığı'nın hassas belgeleri işleme konusundaki yetersizliği, sansürlenmemiş base64 kodlu eklerin keşfedilmesiyle kritik bilgilerin kurtarılma potansiyelini ortaya koydu.