Yeni bir çalışma, D Vitamini takviyesinin kalp krizi riskini %52 oranında azaltabileceğini ortaya koydu. Kalp krizlerinin bir numaralı ölüm nedeni olması, dünya genelinde yaklaşık bir milyar insanın D Vitamini eksikliği yaşaması ve takviyenin uygun maliyetli olması bu bulguyu oldukça önemli kılıyor. TARGET-D, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler üzerinde yapılan randomize bir deneme olup, katılımcıların D Vitamini kan seviyeleri üç ayda bir ölçülerek, seviyelerin 40-80 ng/mL hedef aralığında kalması için D3 dozları ayarlandı. Deney grubundaki bu aralıkta kalan katılımcıların tekrarlayan kalp krizi riski %52 daha düşüktü.
Peki, D Vitamini kalp sağlığını nasıl etkiliyor? D Vitamini, deride UVB ışınları ile sentezlenen D3 (kolekalsiferol) ve bitkilerden elde edilen D2 (ergokalsiferol) olmak üzere iki ana formda bulunur. Her iki form da karaciğer ve böbrekler tarafından kalsitriole dönüştürülür; bu aktif form, birçok hücrenin çekirdeğindeki D Vitamini reseptörlerine bağlanır. D Vitamini, yüzlerce geni düzenleyerek geniş etkilere sahiptir: bağırsaklarda kalsiyum emilimini artırır, adaptif bağışıklığı (iltihaplanmayı) düzenler ve renin-anjiyotensin sistemi üzerindeki etkileriyle kan basıncını kontrol eder. Ayrıca, makrofaj aktivasyonunu azaltarak arterlerdeki plakları stabilize eder. Plaklar, yağlar, bağışıklık hücreleri ve kalsiyum birikimleridir. Yumuşak plaklar daha fazla iltihaplı hücre içerir ve yırtılmaya daha yatkındır. Plak yırtıldığında ve koroner arterleri tıkadığında kalp krizine neden olur. Bu mekanizmalar, D Vitamininin kalp hastalığının başlamasını engellemese de, mevcut hastalığın aniden başka bir kalp krizine dönüşme olasılığını azaltabileceğini düşündürmektedir.
D Vitamini seviyeleri, 25-hidroksivitamin D kan testi (bazen 25(OH)D olarak da yazılır) ile ölçülür. TARGET-D çalışması 40-80 ng/mL aralığını hedeflemiş olup, bu değer "eksiklik" eşiğinden yüksek ancak çoğu yetişkin için güvenli bir aralıktadır.
D Vitamini takviyesinin kalp krizi riskini önemli ölçüde azaltması, dünya genelinde yaygın D Vitamini eksikliği göz önüne alındığında halk sağlığı için büyük bir potansiyel taşıyor.